| |
|
AB - TÜRKİYE iLİŞKİLERİ |
|
TÜRKİYE AB İLİŞKİLERİNİN TARİHÇESİ
ANKARA ANLAŞMASI VE KATMA PROTOKOL:
Avrupa Birliği ile ilişkilerimizin neredeyse 40 yıllık bir geçmişi vardır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğunun 1958 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Temmuz 1959'da Topluluğa tam üye olmak için başvurmuştur.
Cumhuriyetimizin kurulmasından bu yana, hatta daha öncesinden beri, batılılaşma ile modernleşmenin eş tutulması, özellikle ikinci Dünya Savaşından sonra Avrupa kıtasında veya onu merkez alarak kurulan siyasi ve güvenlik oluşumlarının tümüne katılmaya ülkemizi yöneltmiştir. Bu suretle Türkiye, Avrupa Konseyi, OECD ve NATO'ya girmiştir. Aynı neden, Türkiye'yi Avrupa'nın bu en iddialı entegrasyon hareketine karşı kayıtsız kalmamaya sevketmiştir. Dolayısıyla, Avrupa ile entegrasyonun başlangıçtan itibaren ülkemiz için ekonomikten ziyade politik amaçları olduğu söylenebilir.
Tam üyelik başvurumuza o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafìndan verilen cevapta, Türkiye'nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanması önerilmişti. Sözkonusu anlaşma 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalanmıştır.
Ankara Anlaşmasının önsözünde Türk halkının yaşam standardının yükseltilmesi amacıyla Avrupa Ekonomik Topluluğunun sağlayacağı desteğin ilerdeki bir tarihte Türkiye'nin Topluluğa katılmasına yardımcı olacağı belirtilmektedir. 28. maddede ise, "Anlaşmanın işleyişi, Topluluğu kuran Antlaşmadan doğan yükümlülüklerin tümünün Türkiye tarafından üstlenebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar, Türkiye'nin Topluluğa katılması olanağını incelerler" denmektedir. Bundan da görüleceği üzere Ankara Anlaşmasì uyarınca kurulan Türkiye-AB ortaklık ilişkisinin nihai hedefi Türkiye'nin Topluluğa tam üyeliğidir.
Anlaşma, hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olarak üç devre öngörmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise gümrük birliğinin tamamlanması planlanmıştır. Anlaşmada öngörülen Hazırlık döneminin sona ermesiyle birlikte, 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren Katma Protokolde geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirlenmiştir.
Ancak gerek Ankara Anlaşması gerek Katma Protokol öngörüldüğü şekilde uygulanamamıştır. Bunun sorumluluğunu Türkiye ile Topluluk arasında paylaştırmak gerekir. Ülkemiz 1970'li yıllarda içinde bulunduğu ekonomik krizler ve bazı siyasi tercihlerle Katma Protokol'den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmıştır. O tarihlerde yaygın olan kanaat, AET ile ilişkinin bir çeşit sömürü düzeni kurmakta olduğu, pazarımızı Topluluk ürünlerine açmanın sanayileşmemizi ve kalkınmamızı baltalayacağı, dolayısıyla koruma duvarlarının muhafaza edilmesi gerektiği yolundaydı. Başka bir deyimle, AB ile ortaklık ilişkimizin ve gümrük birliğinin temsil ettiği kalkınma modeli dışarıya açık, bütünleşmeyi öngören bir model iken, 1970'li yılların tamamı boyunca bu modelin tam tersini sembolize eden içe dönük, ithalat ikamesine dayalı politikalar uygulanmıştır. Türkiye kendi yükümlülüklerini yerine getirmemeye ve Toplulukla ilişkilere soğuk bakmaya başlayınca, Topluluk da kendi yükümlülüklerini aksatmaya ve ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi istikametinde çaba harcamaktan kaçınmaya başlamıştır.
Başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar, 12 Eylül döneminde ve Yunanistan'ın 1980'de Topluluğa tam üye olmasıyla siyasi boyutlar da kazanmaya başlamıştır. Topluluk-Türkiye ilişkileri dondurulmuş ve mali işbirliğine son verilmiştir. Katma Protokolün ise sadece ticari hükümleri işlemeye devam etmiş, diğer bütün hükümleri atıl kalmıştır.
GÜMRÜK BİRLİĞİ:
1983 yılında Türkiye'de sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren ülkemizin ithal ikamesi politikalarını hızla terkederek dışa açılma sürecini başlatması ilişkilerimizi yeniden canlandırmıştır. Türkiye bir taraftan 14 Nisan 1987'de AB'ne tam üyelik müracaatında bulunmuş, diğer taraftan ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimini 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe koymuştur.
AB Komisyonu tam üyelik müracaatımıza 1989 yılında verdiği yanıtta, Türkiye'nin AB'ne üyelik konusundaki ehliyetini kabul etmekle birlikte, Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecini tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesini ve bu arada Türkiye ile gümrük birliği sürecinin tamamlanmasını önermiştir. Bu öneri tarafımızdan da olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin Katma Protokolde öngörüldüğü şekilde 1995 yìlìnda tamamlanmasì için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile AB arasındaki gümrük birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Gümrük Birliğinin tamamlanmasıyla ülkemiz AB ülkeleriyle entegrasyon istikametinde çok önemli bir merhale katetmiştir. En azından, Türk ekonomisi ve sanayii gümrük birliğini tamamlayarak altından kalkılamayacak bir yük üstlenmediğini ispatlamış, dolayısıyla tam üyeliğin gerektireceği yükümlülükleri de zaman içinde üstlenebileceğini göstermiştir. Bir yerde Gümrük Birliği ülkemiz için bir test olarak görülebilir. Türkiye, AB ile Gümrük Birliğine girebilmiş tek üçüncü ülkedir. Ticaret açığının önemli ölçüde büyümesine rağmen ekonomi, Gümrük Birliğinden kaynaklanan yükü rahatlıkla kaldırabileceğini göstermiştir. Ancak, Gümrük Birliğinin sorunsuz yürüdüğü de söylenemez. Bir kere, AB Gümrük Birliği ile birlikte ülkemize karşı üstlendiği bazı yükümlülükleri yerine getirmemiştir. AB, Gümrük Birliği kararının kabul edildiği Ortaklık Konseyi toplantısında üstlendiği ve ülkemize 4-5 yıllık bir dönem içinde 2,5 milyar EURO'ya varan mali yardım yapma yükümlülüğünü yerine getirememiş, aynı şekilde kurumsal alanda entegrasyonu kolaylaştırmak amacıyla öngörülen bazı tedbirleri alamamıştır. Bu yükümlülüklerin yerine getirilememiş olmasının başlıca iki nedeni vardır. Birisi Yunanistan'ìn, diğeri Avrupa Parlamentosunun muhalefetidir. Türkiye tabiatıyla bu taahhütlerin yerine getirilmesi üzerinde ısrar etmeye devam etmektedir. Zira bunlar Gümrük Birliği anlaşması paketinin bir parçasını teşkil etmekte olup, yerine getirilmemeleri ilişkimizin dengesini bozma sonucunu doğurmaktadır.
AVRUPA BİRLİĞİ'NİN GENİŞLEME SÜRECİ VE TÜRKİYE
Avrupa Birliği 1993 Kopenhag Zirve Toplantısında aldığı kararlar uyarınca eski Varşova Paktı ülkeleri olan Merkezi ve Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan bir genişleme süreci başlatmıştır. AB Komisyonunun genişlemeye ilişkin stratejisine esas teşkil etmek üzere hazırladığı öneriler 16 Temmuz 1997 tarihinde "Gündem 2000" başlıklı bir raporda açıklanmıştır. Raporda MDAÜ ve GKRY'nin iki dalga şeklinde 2000'li yìllarda AB'ne tam üye olmaları öngörülmüştür. İlk dalgada Kopenhag kriterleri dediğimiz kriterlere - demokrasi, insan hakları, ekonomik gelişme, Topluluk müktesebatını benimseme- en fazla uyum gösterebilme yeteneğine sahip olduğu değerlendirilen, Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya ve Estonya, sözkonusu kriterlere göre daha geri bir durumda bulunan ikinci dalgada ise Slovak Cumhuriyeti, Litvanya, Letonya, Bulgaristan ve Romanya yer almıştır. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de daha önce alınan bir kararla sözkonusu genişlemenin içine dahil edilmiştir. Türkiye ise genişlemenin kapsamına alınmamıştır. Gündem 2000 raporunda ülkemiz ile ilgili olarak, Gümrük Birliğinin tatminkar bir biçimde işlediği ve AB ile ülkemiz arasında ilişkilerin geliştirilmesi için sağlam bir dayanak teşkil ettiği, ancak siyasi durumun, mali işbirliği ile siyasi diyalogun 6 Mart 1995 tarihinde kararlaştırıldığı şekilde sürdürülmesine imkan vermediği, Gümrük Birliğinin uygulamasının ülkemizin bir çok alanda AB müktesebatını başarıyla üstlenebileceğini gösterdiğini, buna karşılık ekonomimizin makro ekonomik istikrarsızlık kıskacını kıramadığı ifade edilmiştir. Siyasi konularda ise insan hakları ve Güney Doğu sorunu ile ilgili bilinen görüşler tekrar edilmiş ve bu soruna askeri değil, siyasi bir çözüm bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
Gündem 2000 raporunun açıklanmasını izleyen dönemde Türkiye AB üyesi ülkeler ve AB Komisyonu düzeyinde yoğun ikili temaslar gerçekleştirmiştir. Bütün bu görüşmelerde Türkiye, Komisyonun kendisini AB'nin halihazır genişleme sürecinden dışlayan Gündem 2000'deki önerileri hakkında olumsuz görüşlerini ortaya koyarak, AB'nin bu yönde bir tutum almasının Türkiye-AB ilişkilerinin müktesebatıyla ciddi biçimde çelişeceğini vurgulamış ve Lüksemburg Zirve Toplantısından beklentilerini aşağıdaki biçimde ortaya koymuştur:
-Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecine dahil olduğunun resmen ilanı.
-Türkiye'nin uygun bir katılma öncesi stratejisi ile desteklenmesi.
-Türkiye'nin Avrupa Daimi Konferansına diğer adaylarla eşit statüde katılması.
LÜKSEMBURG ZİRVESİ:
12-13 Aralìk 1997 tarihlerinde Lüksemburg'da yapılan Avrupa Birliği Zirvesinde kabul edilen Sonuç Bildirisinin en önemli bölümü genişleme konusuna ayrılmıştır. Bu bildiri, genelde Komisyonun Gündem 2000 raporunda yaptığı önerileri benimsemekle birlikte, ülkemiz için bunun ötesine giden bir içerik taşımıştır.
Lüksemburg Zirvesi sonrasında varılmış bulunan noktaya bakıldığında Türkiye açısından şu unsurlar göze çarpmaktadır:
- Türkiye'nin tam üyeliğe ehliyeti bir kez daha teyid edilmiştir.
- Avrupa Birliği, Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlamak için bir strateji tesbitini kararlaştırmıştır. Bu stratejide, Ankara Anlaşmasında öngörülmüş bulunan imkanların geliştirilmesi, Gümrük Birliği'nin güçlendirilmesi, mali işbirliği ve mevzuat uyumu gibi unsurlara yer verilmesi ve gelişmelerin düzenli olarak Ankara Anlaşmasì'nìn 28. maddesi Kopenhag kriterleri ve AB'nin 29 Nisan 1997 tarihli deklarasyonu çerçevesinde gözden geçirilmesi öngörülmüştür.
-Bunlara karşılık, Türkiye ile AB arasìndaki ilişkilerin güçlendirilmesinin aynı zamanda ülkemizdeki siyasi ve ekonomik reformların sürmesine, Yunanistan ile iyi ve istikrarlı ilişkilere sahip olunmasına ve Kıbrıs sorununa çözüm bulunması amacıyla BM gözetimindeki müzakerelerin desteklenmesine bağlı olduğu vurgulanmıştır.
Hükümetimiz Lüksemburg Zirvesinin ertesi günü 14 Aralık 1997 tarihinde yaptığı açıklamada, AB'nin Türkiye yönelik yanlı ve ayırımcı tutumunu kınamìş, bununla birlikte ülkemizin tam üyelik hedefini muhafaza ettiğini ve AB ile var olan ortaklık ilişkilerinin sürdürüleceğini, ancak bu ilişkilerin geliştirilmesinin AB'nin yükümlülüklerini yerine getirmesine bağlı olacağını, AB'nin mevcut zihniyet ve yaklaşımı değişmedikçe ilişkilerimizin ahdi çerçevesi dışındaki konuları AB ile ele almayacağımızı belirtmiştir. Müteakiben yapılan açıklamalarda, AB ile siyasi diyaloğun, ilişkilerimizin gelişmesine engel oldukları iddia edilen, Kıbrıs sorunu, Türk-Yunan ilişkileri ve insan haklarì dahil olmak üzere Türkiye'nin iç meselelerini bundan böyle kapsamayacağı belirtilmiştir. Ayrıca, ilk oturumunu 12 Mart 1998 tarihinde Londra'da yapan Avrupa Konferansı'na ülkemizin katılmayacağı, bu arada gümrük birliğinin Ortaklık Anlaşmalarımızda öngörüldüğü şekilde sürdürüleceği, AB tarafìnìn Lüksemburg Zirvesinin sonuç bildirisinde yapmayı üstlendiği, gümrük birliğinin derinleştirilmesine ve Ankara Anlaşmasının sağladığı imkanların kullanılmasına yönelik tekliflerin beklendiği ifade edilmiştir. Bu suretle ilişkilerimizin içinde bulunduğu durumdan çıkış yolunun AB'nin göstereceği siyasi iradeye bağlı olduğu karşı tarafa ifade edilmiştir.
Avrupa Birliği ile ilişkilerimiz Lüksemburg Zirvesinden sonraki dönemde yukarıda belirtilen Hükümet açıklaması çerçevesinde yürütülmüştür. Bu dönemde Komisyon Lüksemburg Zirvesinde kendisine verilen yönerge gereğince 4 Mart 1998 tarihinde Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini konu alan bir strateji belgesini açıklamıştır. Sözkonusu raporun giriş bölümünde, bu stratejinin uygulanmasıyla Türkiye'nin AB'nin genişleme sürecinde yer alacağı bildirilmiştir. Aynı bölümde, tarafımızdan eleştiri konusu yapılan, mali işbirliği alanındaki AB taahhütlerine de değinilmiş ve stratejide yer alan unsurların gerçekleşmesinin AB'nin Türkiye'ye taahhüt ettiği mali yardımların yürürlüğe konulması ile mümkün olabileceğine dikkat çekilerek, bu konuda yetkili bulunan Konseyin sözkonusu yardımları gecikmeksizin kullanılabilir hale getirecek düzenlemeyi yapması istenmiştir.
CARDIFF VE VİYANA ZİRVELERİ:
15-16 Haziran 1998 tarihinde gerçekleşen AB Cardiff Zirvesi sonunda yayınlanan Başkanlık Sonuç Belgesinin genişleme ile ilgili bölümünde, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin genişleme sürecindeki konumunu nisbi şekilde iyileştiren bir usluba yer verildiği görülmüştür. Belgede, bu kere Türkiye'nin "üyelik için ehil" olduğu ifadesinden vazgeçildiği, bunun yerine zìmni bir şekilde "üyelik adayı" tanımlanmasının getirildiği gözlenmektedir. Bu çerçevede, adaylarìn tam üyeliğe hazırlanma durumunu incelemek üzere kurulmuş bulunan ve AB Komisyonunun her aday için 1998 yılı sonunda bir rapor sunmasını öngören devrevi gözden geçirme mekanizmasına Türkiye de dahil edilmiş ve Türkiye için hazırlanacak raporun 1963 Ankara Ortaklık Anlaşmasının tam üyeliğimizi öngören 28. maddesi ve Lüksemburg Başkanlık Kararlarını temel almasì öngörülmüştür. Belgede ayrıca, Komisyon tarafından Türkiye'yi tam üyeliğe hazırlamak için sunulan "Avrupa Stratejisi" onaylanmış, bu stratejinin Türkiye'nin önerileriyle de zenginleştirilebileceği vurgulanarak, hayata geçirilmesi için Komisyondan, gerekli mali desteğin sağlanması amacıyla çözüm yolları bulunması istenmiştir.
Belgede yer alan bu olumlu unsurların genişleme sürecindeki konumumuzda nisbi nitelikte bir iyileştirme yaptığı, ancak bunun Lüksemburg'da Türkiye'ye karşı yapılan ayırımcı muameleyi izale edecek bir düzeyde olmadığı ve ülkemizin adaylığının kabul edilmesinin ilave siyasi koşullara bağlanmasını kabul edemeyeceğimiz 17 Haziran 1998 tarihinde yapılan Bakanlık açıklamasında dile getirilmiştir. Açıklamamızda ayrıca, 14 Aralık 1997 tarihli Hükümet Açıklamasında ortaya konulan parametrelerin halen geçerli olduğu da vurgulanmıştır.
Öte yandan AB Komisyonu, Cardiff kararları doğrultusunda, diğer aday ülkelerle birlikte Türkiye için de hazırladığı ilerleme raporunu 4 Kasım 1998 tarihinde Türkiye'ye tevdi etmiştir. Rapor bazı önyargılı ifade ve tesbitler içermekle birlikte, Komisyon tarafından Türkiye'nin aday ülke olarak algılandığının bir göstergesi sayılabilir. Ancak bu konuda 11-12 Aralık 1998 tarihlerinde yapılan Viyana Zirvesi'nde de önemli bir gelişme kaydedilmemiştir.
KÖLN ZİRVESİ
Almanya'da Ekim 1998'de işbaşına gelen Sosyal Demokrat-Yeşiller Koalisyonu'nun, Türkiye-AB ilişkileri konusunda bir önceki hükümete kıyasla daha olumlu ve görüşlerimize müzahir bir yaklaşìm benimsediği görülmüştür. Bu husus, Köln Zirvesi öncesinde, İngiltere ve Avusturya Dönem Başkanlıkları sırasında uygulanandan farklı olarak, Alman Dönem Başkanlığı ile daha yakın temaslar kurulmasını sağlamıştır. Bu çerçevede, Başbakan Bülent Ecevit ile Almanya Başbakanı Schroeder arasìnda Köln Zirvesinde Türkiye'nin adaylığının tescili kosunuda bir mektup teatisinde bulunulmuş ve AB'den beklentilerimiz ayrıntıları ve gerekçeleriyle ortaya konulmuştur.
Bununla birlikte, 3-4 Haziran 1999 tarihlerinde Köln'de yapìlan AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde Almanya tarafından hazırlanan ve Türkiye'nin beklentilerini karşılayabilecek nitelikteki taslak metin, İngiltere ve Fransa'nın desteğine rağmen, Yunanistan'ın ve diğer bazı üye ülkelerin olumsuz tutumları neticesinde kabul edilmemiştir.
Bu gelişme üzerine Dìşişleri Bakanlığı Sözcü Yardımcısı tarafından 4 Haziran 1999 günü yapılan açıklamada, Alman Dönem Başkanlığının gayretlerinin memnuniyetle karşılandığı, ancak AB'nin Türkiye'ye yönelik ayrımcı politikasında herhangi bir değişiklik meydana gelmemesi sebebiyle, Türkiye'nin de AB ile ilişkilerinde, Hükümet tarafìndan 14 Aralık 1997 tarihinde yapılan açıklama ile belirlenen yaklaşımın değişmeyeceği bildirilmiştir.
17 AĞUSTOS DEPREMİ ERTESİNDEKİ GELİŞMELER
a. Deprem Yardımları
İzmit depreminin ardından AB ülkelerinden münferiden ve Komisyon aracılığıyla gelen yardımlar, ayrıca Yunanistan'ın davranışı, Türkiye-AB ilişkilerinin de yumuşamasına yol açmıştır. Fin Dışişleri Bakanı Halonen, Komiser Van der Broek ile 27 Ağustos 1999 tarihinde Ankara'ya gelerek, yardımlar bakımından somut bir gösteride bulunmuştur.
4-5 Eylül 1999 tarihlerinde Finlandiya'nın Saariselka kasabasında yapılan Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları Gayri Resmi toplantısında, deprem vesilesiyle tekrar gündeme gelen Türkiye ile mali işbirliği konusu ve ayrıca AB'nin genişlemesi bağlamında Türkiye'nin adaylığı ele alınmıştır. Ancak bu konuda Saariselka'dan herhangi bir karar çıkmamıştır. Aynı toplantıda deprem felaketi nedeniyle verilmiş bulunan 4 milyon Euro tutarındaki acil yardıma ilaveten, Türkiye'ye insani yardım ve yeniden yapılanma için 30 milyon Euro ve Avrupa Yatırım Bankasından 500-600 milyon Euro kredi sağlanması kararlaştırılmıştır.
b. AB Komisyonunca açıklanan ikinci İlerleme Raporu
AB Komisyonu'nun, Cardiff Zirvesi kararları uyarınca, aday ülkeler hakkında hazırladığı raporlardan ikincisi, 13 Ekim 1999 tarihinde Komisyon Başkanı Romano Prodi tarafından açıklanmıştır. Türkiye, bu raporda, bu kez tam üyeliğe aday gösterilmiş ve Lüksemburg Zirvesinde diğer ülkeler için yapılmış olduğu gibi, ülkemize de somut bir Katılma Ortaklığı Stratejisi önerilmiştir.
c. AB Devlet ve Hükümet Başkanları Tampere Özel Zirvesi
Adalet ve içişleri konularının ele alındığı AB Devlet ve Hükümet Başkanlarının Özel Zirve Toplantısı 15-16 Ekim 1999 tarihlerinde Finlandiya'da Tampere kentinde yapılmıştır. Zirve'de ayrıca, genişleme ve bu kapsamda Türkiye'nin AB'ne adaylığı, konusu da gayrıresmi olarak ele alınmıştır.
d. Sayın Bakanımızın AB üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanlarına verdiği yemek
İstanbul'da 18-19 Kasım 1999 tarihlerinde gerçekleştirilen AGİT Zirvesi'nin ardından Dışişleri Bakanı Sayın İsmail Cem, AB üyesi ülkelerin Dışişleri Bakanları'na İstanbul'da bir öğle yemeği vermiştir. Sözkonusu yemekte, 10-11 Aralık 1999 - Helsinki AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde Türkiye'nin AB'ne adaylık statüsü konusu ile Türkiye'de son dönemde kaydedilen gelişmeler ele alınmıştır.
AB HELSİNKİ DEVLET VE HÜKÜMET BAŞKANLARI ZİRVESİ
Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde oybirliği ile Avrupa Birliği'ne aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş, diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dille ifade edilmiştir.
Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir Katılım Öncesi Stratejisinden yararlanacaktır. Böylece, Türkiye topluluk prgramları ve ajansları ile, aday ülkeler ile Birlik arasında, katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkanına sahip olacaktır. Zirve Sonuç Bildirisi ayrıca, önceki AB Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını öngörmektedir. Bu ortaklığın aynı zamanda, siyasi ve ekonomik kriterleri ile, üye ülke olmanın gerektirdiği yükümlülükler ışığında ve AB müktesebatının üstlenilmesine ilişkin Ulusal Program ile birarada, katılım hazırlıkları üzerinde yoğunlaşacağı belirtilmiştir. Komisyon ayrıca, Türk mevzuatının Topluluk müktesebatıyla uyumlaştırılması amacıyla, müktesebatın analitik incelenmesi sürecini hazırlamakla görevlendirilmiş, öte yandan, katılım öncesine yönelik mali kaynakların eşgüdümü için tek bir çerçeve sunmaya çağrılmıştır.
Türkiye-AB İlişkilerinde Son Durum - Ocak 2002
TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ
Helsinki Zirvesi Sonrası Yaşanan Gelişmeler
Türkiye’nin AB’ne adaylığının hukuki zeminini oluşturan Katılım Ortaklığı Belgesi ve Çerçeve Yönetmelik’in 2001 yılı başlarında AB Konseyince onaylanmasının ardından ülkemiz AB Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Ulusal Programı 26 Mart 2001 tarihinde Komisyona tevdi etmiştir. AB ile ilişkilerimiz bu tarihten itibaren sözkonusu belgelerde kayıtlı önceliklerimiz kapsamında şekillenmeye başlamıştır. Ulusal Program, Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yeralan kısa ve orta vadeli önceliklere geniş bir şekilde cevap vermekte olup, Programın hayata geçirilmesi konusunda çalışmalar devam etmektedir.
Bu gelişmeleri takiben, 26 Haziran 2001 tarihinde 40. Ortaklık Konseyi, Lüksemburg’da toplanmıştır. Helsinki Zirvesi sonrasında gerçekleştirilen bu ikinci Ortaklık Konseyi toplantısında, Türkiye’nin AB’ye katılım-öncesi stratejisi çerçevesinde kaydedilen gelişmeler değerlendirilmiş, Türkiye’nin Topluluk programlarına katılımı, TAIEX’e tam erişim, Gümrük Birliği çerçevesinde ticari konuların düzenli olarak ele alınmasına yönelik istişare mekanizmaları oluşturulması gibi bir dizi önemli karar alınmıştır. Bir sonraki Ortaklık Konseyi toplantısının 16 Nisan 2002’de yapılması öngörülmektedir.
2001 yılı içinde Ulusal Program’da öngörülen önceliklerin gerçekleştirilmesi için çalışmalar her alanda sürdürülmüştür. Siyasi kriterler alanında en önemli gelişmelerden birini TBMM’de Partilerarası Uzlaşma Komisyonu tarafından Anayasamızda yapılması gerekli değişikliklerle ilgili olarak hazırlanan 37 maddelik bir Anayasa Değişiklik Paketi oluşturmaktadır. Sözkonusu değişiklik önerilerinin 22 adedi Ulusal Programımızda yeralan önceliklerle örtüşmektedir. TBMM Genel Kurulunda 3 Ekim günü yapılan oylamada 34 maddeye ilişkin anayasa değişiklikleri kabul edilmiştir. Temel hak ve özgürlükler alanında yapılması öngörülen diğer anayasa değişiklikleri hakkında yeni bir paket üzerindeki çalışmalar devam etmektedir.
Ekonomik alanda, son yaşanan ekonomik krizle mücadele etmek amacıyla birçok reform gerçekleştirilmiştir. Bu reformlar Ulusal Programımızın bu alandaki öncelileriyle de birebir örtüşmektedir. Aynı zamanda, müktesebat uyumu için AB Genel Sekreterliği eşgüdümünde ilgili kuruluşlarımızın kapsamlı çalışmaları da yıl boyunca devam etmiştir.
Öte yandan AB de, Türkiye’nin Topluluk programlarına katılımı ve mali işbirliğinin daha etkin ve düzenli işlemesi için gerekli olan Tek Çerçevenin tamamlanmasına yönelik çalışmalarını 2001 yılı süresince sürdürmüştür. Sonuçta ilgili kararlar 17 Aralık 2001 tarihinde Konsey tarafından onaylanmıştır. Bu çerçevede, bundan böyle Türkiye-AB mali işbirliğinde PHARE prosedürleri uygulanacaktır. Öte yandan Topluluk programlarına ilişkin Çerçeve Anlaşma’nın onaylanmasını takiben Türkiye 2002 yılından itibaren Topluluk programlarına katılabilecektir.
LAEKEN ZİRVESİ
14-15 Aralık 2001 tarihlerinde Brüksel/Laeken’de gerçekleştirilen AB Laeken Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi Türkiye-AB ilişkileri açısından olumlu geçmiş ve üyelik yolunda önemli kazanımlar sağlamıştır. Sonuç Bildirgesinin 12. paragrafında yeralan, ülkemizle tam üyelik müzakerelerinin açılmasına yönelik ifadeler çerçevesinde Türkiye’ye üyelik yolunda verilen perspektif bunların başında gelmektedir. Öte yandan AGSP konusunda tarafımızdan atılan adımlar ile Kıbrıs konusundaki son gelişmeler Türkiye-AB ilişkilerine olumlu yönde yansımıştır. AB’nin geleceği konusunda oluşturulan Konvansiyon’a diğer adaylarla eşit statüde katılımımız ise diğer bir olumlu gelişmeyi oluşturmuştur.
AVRUPA’NIN GELECEĞİNE İLİŞKİN KONVANSİYON
Genişleme süreci kapsamında AB’nin gerçekleştirmesi gereken kurumsal reformları ele almak üzere Şubat 2000’de oluşturulan Hükümetlerarası Konferans (HAK) ve bunun bir sonucunu oluşturan Aralık 2000 tarihli Nice Zirvesi ile çalışmalar önemli bir mesafe katetmiştir. Bu konuda 19 Ekim 2001 tarihinde Belçika’nın Ghent şehrinde yapılan AB Gayrıresmi Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesinde, kurumsal reformlara ilişkin çalışmaları 2004 yılında sonuçlandıracak olan Hükümetlerarası Konferansla ilgili bir “Konvansiyon”un oluşumu ve çalışma usülleri ele alınmıştır. Konferansta, Konvansiyonun hazırlık sürecine üye ülkelerin ulusal parlamento ve hükümet temsilcileri, Avrupa Parlamentosu üyeleri, Komisyon temsilcileri ve sivil toplum örgütlerinin katılması, aday ülkelerin de Konvansiyona davet edilmesi Onbeşlerce kararlaştırılmıştır. Konvansiyon çalışmalarının Temel Haklar Şartı’nın statüsü, ulusal parlamentoların rolü, AB kurumları ve üye ülkeler arasındaki yetki paylaşımı, AB Antlaşmalarının sadeleştirilmesi konuları üzerinde yoğunlaşması öngörülmektedir.
Konvansiyon’un statüsü Laeken Zirvesinde yayınlanan bir Bildiri ile somutlaşmıştır. Buna göre Konvansiyon ilk toplantısını 1 Mart 2002’de yapacaktır. Aday ülkeler de üye ülkelerle aynı statüde Konvansiyon’a katılacak, bu çerçevede ülkemizden de biri hükümet temsilcisi, ikisi Parlamento üyesi olmak üzere üç temsilci sözkonusu oluşumda yer alacaklardır. Ancak aday ülkeler, üye devletler arasında oluşabilecek görüş birliğini engelleyemeyeceklerdir. Başkanlığına eski Fransa Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing’in ve yardımcılıklarına eski İtalya Başbakanı G. Amato ve eski Belçika Başbakanı J.L. Dehaene’nin getirildiği başkanlık divanınca yönetilecek olan Konvansiyon, bir yıl sürecek çalışmalarının ardından Konsey’e, 2004 yılında düzenlenecek HAK’ta yararlanılmak üzere, tavsiye niteliğinde kararlar sunacaktır. Konvansiyon’a paralel olarak, Avrupa’nın geleceği tartışmasına tüm Avrupa vatandaşlarının katılmasının teminen geniş bir yelpaze içinde sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden oluşacak bir forum teşkil edilmesi de kararlaştırılmıştır. Sözkonusu örgütlerin katkılarının tartışmaya girdi sağlaması benimsenmiştir. Avrupa’nın geleceği konusunda oluşturulan ve resmi bir statüye sahip olan Konvansiyon’a ülkemizin aktif olarak katılımı ve yapacağımız katkılar önem arzetmektedir.
Tarama Süreci
11 Nisan 2000 tarihinde, Lüksemburg’da yapılan Türkiye – Avrupa Birliği Ortaklık Konseyinde alınan karar uyarınca, AB müktesebatının analitik incelemesini gerçekleştirmek amacıyla 8 alt-komite kurulmuştur. Bu karara göre alt-komiteler Ortaklık Komitesine rapor sunmak zorundadır. Alt-komitelerin karar alma yetkileri yoktur. Alt-komite toplantılarının ikinci turu da tamamlanmıştır.
Ülkemizle ilgili bu yılki İlerleme Raporu Komisyon tarafından 13 Kasım 2001 tarihinde yayınlanmıştır. Raporun hazırlanma süreci içerisinde, Raporda, resmi anlamda bir tarama sürecine (screening) geçilmesi yönünde bir öneride bulunulmasına atfettiğimiz önem Komisyon yetkililerinin dikkatine değişik vesilelerle getirilmiştir. Zira, tarama sürecine geçilmesine ilişkin bir karar ancak Komisyonun önerisi üzerine, Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde alınabilmektedir.
Komisyonca daha önce hazırlanan çeşitli belgelerde, tarama sürecinin amacı, “müzakerelere başlamamış olan aday ülkeler açısından, AB müktesebatının daha iyi anlaşılması ve kademeli olarak benimsenmesini kolaylaştırarak, bu ülkelerin katılım hazırlıklarını hızlandırmak” şeklinde tanımlanmıştır.
Buna karşılık 2001 İlerleme Raporu, ülkemiz için tarama sürecinin başlatılması yerine, “mevcut yapı (alt-komiteler) içerisinde belirli sektörel konulara odaklanılması, bu alanlarda AB müktesebatının uyarlanması, uygulanması ve güçlendirilmesi konusunda daha ayrıntılı bir diyalog içine girilmesi ve taslak Türk mevzuatının AB uzmanları tarafından gözden geçirilmesi” şeklinde farklı bir yöntem ortaya koymuştur. Ülkemizle tarama sürecine geçilmeyişine gerekçe olarak, birçok AB Üyesinin, tarama sürecinin başlatılmasını üyelik müzakereleri ile eşdeğer gördüğü, Türkiye müzakerelere başlamak için siyasi kriterleri yerine getirmediği için, tarama sürecine de başlayamayacağı belirtilmektedir. Oysa, diğer adayların durumu incelendiğinde, tarama sürecine geçiş için yeknesak bir uygulamanın mevcut olmadığı bilinmektedir. Bir grup adayla (Slovakya, Litvanya, Letonya, Romanya, Bulgaristan) üyelik müzakerelerine başlanmadan önce tarama yapılmış, ikinci bir grup adayla (Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Slovenya ve GKRY) ise, önce müzakerelere başlama kararı alınmış, bilahare tarama sürecine geçilmiştir. Hatta, Slovakya tarama sürecine geçildiğinde siyasi kriterleri karşılayamamıştır. Dolayısıyla, Komisyonun, tarama süreciyle müzakerelere başlanmasını irtibatlandıran yaklaşımının uygulamada dayanağı bulunmamaktadır.
Bu çerçevede, İlerleme Raporunda Türkiye için önerilen ve diğer adayların tabi tutulduğu uygulamalardan farklılık arzeden süreç, teknik anlamda müktesebata uyum konusunda daha derinleşmeye imkan tanıyacak olsa bile, siyasi açıdan ülkemizin beklentilerinin uzağında kalmıştır.
Öte yandan, İlerleme Raporuna bir ek halinde, alt-komite çalışmalarına ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmiştir. Alt-komitelerde Haziran 2000-Temmuz 2001 arasında gerçekleştirilen iki tur toplantılara dair bu değerlendirmeye göre, çalışmaların en çok Gümrük Birliği alanlarında gelişme gösterdiği, geri kalan alanlarda ise bir-iki konu dışında uzun ve derinlemesine faaliyetlere ihtiyaç bulunduğu belirtilmektedir.
2001 Yılı İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi
Avrupa Birliği Komisyonu tarafından aday ülkelerle ilgili olarak her yıl hazırlanan İlerleme Raporları bağlamında ülkemiz için hazırlanan dördüncü İlerleme Raporu 13 Kasım 2001 tarihinde açıklanmıştır. AB Komisyonu aynı zamanda, genişleme süreci çerçevesinde önümüzdeki dönemde izlenecek yönteme ilişkin önerilerini içeren Strateji Belgesini de yayınlamıştır.
İlerleme Raporları, sadece son bir yıl içinde aday ülkelerde gerçekleşen uygulamalar ile yapılması vaat edilen unsurların yerine getirilip getirilmediğini değerlendirmektedir. Bu açıdan bakıldığında ülkemiz için hazırlanan bu yılki Rapor öncekilere nazaran bu kere farklı bir kapsamda olmuştur. Rapordaki tespitlere bu kere, ülkemizin AB’ne katılım hazırlığının irdelendiği bir şekil ve içerikte yer verilmiş ve bu yaklaşım çerçevesinde diğer adaylar için yapıldığı gibi, Topluluğun tüm müktesebat alanlarını içeren bir değerlendirme yapılmıştır.
İlerleme Raporu ve Strateji Belgesi, geneli itibariyle, yumuşak ve ülkemizdeki siyasi ve ekonomik reform çabaları teşvik eder bir üslupla kaleme alınmıştır. Ancak, Türkiye’nin halihazırda Kopenhag siyasi ve ekonomik kriterlerini karşılamaktan uzak bir noktada bulunduğu, üyelik süreci içerisinde hemen her alanda atılması gereken daha pekçok adım olduğu ve bunların, Ulusal Programın gözden geçirilmesi bağlamında, daha iyi bir öncelik sıralamasına tabi tutulmalarının ve sarih takvimlere bağlanmalarının gerektiği de, altı çizilerek vurgulanmıştır. Esasen Türkiye, gözden geçirilmiş yeni Ulusal Programını Mart 2002’de açıklamayı öngördüğünü, İlerleme Raporunun yayınlanmasından önce duyurmuştur.
İlerleme Raporunun siyasi bölümü ağırlıklı olarak insan hakları alanına teksif edilmiştir. Gerçekleştirilen tüm anayasa değişikliklerine rağmen, bunların uygulamasına ağırlık verilmiş ve bu uygulamayı görmeden bir değerlendirme yapılmasının uygun olmayacağı ifade edilmiştir. İnsan hakları alanında özellikle ifade özgürlüğü, F-Tipi cezaevleri, Avrupa İnsan Hakları mahkemesindeki davalar ve yolsuzlukla mücadeleye ağırlık verilmiştir. Bu bağlamda insan hakları ihlalleri ağırlıklı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında sıralanmıştır. Genel ifadelerle Türkiye’nin gerçekleştirilen değişikliklere rağmen Kopenhag siyasi kriterlerinin yerine getirmemiş tek aday ülke olduğunun altı çizilmektedir.
Ekonomik alanda, yaşanan iki mali krizin, Türkiye’nin Kopenhag ekonomik kriterlerini karşılama yönünde ilave ilerleme kaydedememesinde büyük rol oynadığı ve bu krizlerin ekonomideki iyileşmeyi durdurarak, önceki istikrar programının uygulanmasına engel olduğu vurgulanan Raporda, Gümrük Birliğinin kapsadığı alanlarda Türkiye’nin AB müktesebatına uyumunun ileri düzeyde olduğu ve geçtiğimiz yıldan bu yana, sözkonusu alanlarda daha da fazla uyum gerçekleştirildiği teslim edilmektedir. Bununla birlikte, Türkiye’nin Kopenhag ekonomik kriterlerinden birini oluşturan“işleyen piyasa ekonomisine sahip olmadığı” iddia edilmektedir.
Strateji Belgesinde, Kopenhag siyasi kriterlerine, ülkemizden başka tüm adaylarca uyum sağlandığı, Kopenhag ekonomik kriterleri bağlamında ise, Türkiye, Bulgaristan ve Romanya hariç, diğer aday ülkelerin “işleyen piyasa ekonomisine sahip oldukları ve AB’nin rekabeti ve piyasa güçleriyle başedebilecekleri” teyid edilmiştir. Bu değerlendirme ışığında, Komisyonun 2002 İlerleme Raporlarında, hangi aday ülkelerin üyeliğe kabul edilebileceği konusunda somut tekliflerde bulunulabileceği ve azami 10 Aday Ülkenin, 2002 sonu itibariyle üyelik için gereken kriterleri karşılayabilecek durumda göründükleri belirtilmektedir. Türkiye için ise, üyelik konusunda somut herhangi bir perspektife yer verilmemiştir.
TÜRKİYE – AB İLİŞKİLERİNDE 2001 BİLANÇOSU
Türkiye – AB ilişkilerinin 2001 yılında içerik bakımından diğer yıllara nazaran çok daha başarılı geçtiği görülmektedir.1999 Helsinki Zirvesinden sonra 2000 yılı AB ve Türkiye için bir hazırlık dönemi olmuştur. Bununla beraber, 2000 yılı içinde üç yıllık bir aradan sonra Ortaklık Konseyi toplanmış, analitik inceleme (ön tarama) amacıyla alt-komitelerin kurulmasına ilişkin karar alınmış, Katılım Ortaklığı Belgesi müzakere edilerek sonuçlandırılmış, Ulusal Programa ilişkin hazırlıklar nihai aşamaya gelmiştir.
Kuşkusuz 2000 yılındaki faaliyetler 2001 yılının somut gelişmelerle geçmesine katkıda bulunmuştur. Bu yıl içindeki faaliyetler ve gelişmeler aşağıda kronolojik olarak yeralmaktadır. Bu unsurları daha geniş bir biçimde açmak mümkün olmakla birlikte, özlü bir düzen içinde sıralayarak, bir bilanço çıkarmak amaçlanmıştır:
· Komisyon diğer adaylara olduğu gibi Türkiye için de Katılım Ortaklığı Belgesini yayınlamıştır (8 Mart).
· Hükümetimiz AB Müktesebatının Üstlenilmesine ilişkin Ulusal Programı kabul etmiştir (19 Mart).
· Türkiye AB’nin geleceğine ilişkin olarak Dışişleri Bakanları düzeyinde gerçekleşen toplantılara davet edilmiş ve katılmıştır.
· Ülkemiz diğer adaylarla birlikte Göteborg Zirvesine (16 Haziran) katılmıştır.
· Ortaklık Konseyi (26 Haziran) artık olağan bir şekilde toplanmaya başlamıştır.
· Müktesebat uyumu için faaliyet gösteren toplam 8 Alt-Komite iki tur toplantılarını tamamlamıştır (Haziran 2000 – Temmuz 2001).
· Avrupa Parlamentosu çerçevesinde aday ülkelerin davetli olduğu Parlamento Başkanları, Parlamento Genel Sekreterleri ve Dış İlişkiler Komisyon Başkanları gibi toplantılara Türkiye de davet edilmiş ve katılmıştır.
· Anayasa reformunun ilk ve önemli bölümü gerçekleştirilmiştir.
· Ekonominin çeşitli alanlarında reformlar yapılmıştır.
· Müktesebata uyum faaliyetleri için AB Genel Sekreterliği eşgüdümünde ilgili kuruluşlarımızın kapsamlı çalışmaları devam etmiştir.
· AB, yıllardan beri Türkiye’nin faydalanabilmesi için arzulanan Topluluk Programlarına katılmak için gerekli iç prosedürlerini tamamlamıştır. Buna ilişkin Çerçeve Anlaşma önümüzdeki günlerde imzalanacaktır.
· AB, mali işbirliğinin daha etkin ve düzenli işlemesi için gerekli olan iç düzenlemeleri gerçekleştirmiştir. Artık Türkiye-AB mali işbirliğinde de, PHARE prosedürleri uygulanacaktır.
· 2001 yılı MEDA yardımları bağlamında 167 milyon Euro tutarındaki AB hibesi projelere bağlanmıştır.
· Hizmetler ve kamu alımlarının karşılıklı açılımına ilişkin 3. tur müzakereler tamamlanmıştır.
· Komisyonun teknik faaliyetlerinin gerçekleştirildiği 12 teknik komiteye daha gözlemci olarak katılmamıza imkan veren kararlar alınmıştır.
· Gümrük Birliği kapsamındaki faaliyetler düzenli ve kapsamlı olarak sürdürülmüştür.
· Türkiye, diğer adaylarla birlikte, terör konularının ağırlıklı olarak ele alındığı Gent Zirvesine katılmıştır. Sayın Bakanımızı, Avrupa Konferansı – İKÖ Zirvesi yapılması yolundaki önerisi burada genel kabul görmüştür.
· Ülkemizle ilgili İlerleme Raporunun dördüncüsü ve Strateji Belgesi yayınlanmıştır (13 Kasım). Burada önerilen Topluluk müktesebatının ayrıntılı inceleme çalışması için ön hazırlıklar başlamıştır. Önümüzdeki dönemde bu konuda yoğun bir faaliyetin gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.
· Laeken Zirvesinde (15 Aralık) ilk kez Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasına yaklaşıldığı mesajı verilmiştir.
· Yine Laeken Zirvesinde Türkiye’nin diğer adaylarla eşit bir biçimde Avrupa’nın geleceğine ilişkin Konvansiyon çalışmalarına katılması için karar alınmıştır.
· Öte yandan, ülkemiz diğer adaylarla birlikte Laeken Zirvesine katılmıştır.
Netice itibariyle, 2001 yılı oldukça verimli bir şekilde sonuçlanmıştır. Bunda, başta Anayasa değişiklikleri olmak üzere, hukuki ve ekonomik alanlarda gerçekleştirilen reformlar ile müktesebat uyumu konusunda sağlanan ilerlemeler önemli rol oynamıştır. Ancak, bu ortamın oluşmasında, AB’nin kendi açısından öncelik verdiği AGSP’da İngiltere ve ABD ile varılan mutabakat ve Kıbrıs’ta iki lider arasında görüşmelerin başlaması gibi konularda Türkiye’nin katkılarıyla sağlanan gelişmelerin yarattığı olumlu havanın da etkili olduğu açıktır. Öte yandan, 11 Eylül olaylarının da Türkiye’nin önem ve değerinin anlaşılması bağlamında bu havanın oluşmasına yardımcı olduğunu kabul etmek gerekecektir.
Kaynak: Dışişleri Bakanlığı'nın web sayfasından alınmıştır.
Daha fazla bilgi için;
Türkiye ile Avrupa Birliği İlişkilerinin Kronolojik Özeti
{39354F1F-9297-48BF-8681-32AAE45FF064}&Timer=48786,64
Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri'nin Kurumsal Yapısı
{39354F1F-9297-48BF-8681-32AAE45FF064}&Time=5511
AB-Türkiye Karma Parlemento Komisyonu
|
TÜRKİYE'NİN AB POLİTİKALARINA UYUMU |
|
Türkiye’nin Ortak Adalet ve İçişleri Politikası'na Uyumu
Türkiye’nin AB tam üyeliğine adaylığının 1999 yılında Helsinki Zirvesi ile teyidi sonrasında hazırlanan Katılım Ortaklığı Belgesi’nde adalet ve içişleri alanında, ikisi kısa vadeli olmak üzere toplam on öncelikli konuya yer veriliyor. Buna bağlı olarak Türkiye’nin hazırlamış olduğu Ulusal Program’da, iltica, dış sınırlar, göç, örgütlü suçlar, sahtecilik ve yolsuzluk, yasa dışı uyuşturucu ticareti, polis işbirliği, gümrük işbirliği, medeni ve ceza hukuku alanında adli işbirliği, yasa dışı uyuşturucu ticareti ve Schengen müktesebatına yer veriliyor.
Türkiye için hazırlanmış olan 2003 yılı İlerleme Raporu’nda, Türkiye'nin adalet ve içişleri konusundaki AB müktesebatı ve uygulamalarıyla uyuma yönelik ilk stratejileri benimseme yolunda önemli ilerlemeler kaydettiğine değiniliyor. Türkiye, yasadışı göç ve organize suça karşı mücadele gibi birçok alanda AB ve üye ülkelerle işbirliğini geliştirdi. Genelde Türkiye'nin benimsediği stratejilerin uygulamasına geçmesi ve hukuki ve kurumsal çerçevesinin uyumlaştırma çabalarını yoğunlaştırması gerekiyor. Adalet ve içişleri alanındaki kurumlar arasındaki koordinasyon ve işbirliğinin geliştirilmesi, yargının reformu, AB ile yasadışı göç konusunda daha fazla aktif işbirliği ve mültecilere ilişkin 1951 Cenevre Sözleşmesi üzerindeki coğrafi kısıtlamanın kaldırılması ve insan kaçakçılığı konusunda AB ile işbirliği, daha somut adımlar atılması gereken konulardır. Türkiye'nin ayrıca, AB ile geri kabul anlaşması görüşmelerini başlatması gerekiyor.
2003 yılı İlerleme Raporu’ndan 2004 yılı Ilerleme Raporu'na kadar olan sürede Türkiye, adalet ve içişleri alanında kendi mevzuatının müktesebat ve AB uygulamaları ile uyumlaştırılmasında ilerleme kaydetmeye devam etti. Türk mevzuatı, AB müktesebatıyla belli bir ölçüye kadar uyumludur.
Böyle olmakla birlikte, yargıda reform, yolsuzluğa karşı mücadele, yasadışı göç ve insan ticaretine karşı mücadelede Avrupa Birliği ile yoğunlaştırılmış ve aktif işbirliği ve sığınmacılar konusunda 1951 Cenevre Sözleşmesine konulan coğrafi sınırlamanın kaldırılması gibi bazı önemli konularda ilerleme kaydedilmesi gerekiyor. İlgili kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdümü geliştirmek için yeni adımlar atılmalıdır.
Türkiye’nin AB Ortak Balıkçılık Politikası’na Uyumu
2003 yılı Kasım ayında açıklanmış olan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin balıkçılık alanında yapması gerekenlere değiniliyor. Rapor’da, kaynak ve filo yönetimi ile denetim ve kontrol organlarında reform yapılması, insan kaynaklarının eğitilmesi, tesis ve donanımların geliştirilmesine yönelik çabalara hız verilmesi gerekliliği üzerinde duruluyor.
Balıkçı tekneleri kayıtlarının modernleştirilip müktesebat ile uyumlu hale getirilmesi gerekiyor.
Piyasa politikası alanında, Türkiye’nin üretici örgütleri kurulmasına yönelik çabalarını arttırması, balıkçılık ve kültür balıkçılığı faaliyetlerinin ruhsatlandırılması ve tescil edilmesini iyileştirmesi ve işletmelerin, balık elden geçirme, balık piyasaları ve balık işleme konularında, Kritik Kontrol Noktalarında Tehlike Analizi (KKNTA) sistemine uymalarının sağlanması gerekiyor. Deniz biyolojisi verileri yanında, uyumlulaştırılmış balıkçılık istatistikleri ve piyasa bilgilerinin toplanması önemli.
Uluslararası balıkçılık anlaşmaları konusunda, Türkiye’nin Atlantik Ton Balığının Korunması İçin Uluslararası Komisyon’a üyelik başvurusunun sonuçlanması bekleniyor.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin balıkçılık alanında sınırlı ilerleme kaydettiğinden bahsediliyor. Rapor’a gore, balıkçılık sektöründe müktesebat ile uyuma yönelik bir strateji kabul edilmiş olmakla birlikte, özellikle kaynak yönetimi ve denetim ile ilgili alanlarda, AB’nin balıkçılık politikasının ana unsurlarıyla önemli farklar devam ediyor. Kurumsal konularla ilgili olarak balıkçılık için, Bakanlık bünyesinde veya onun kontrolünde (kültür balıkçılığı dahil) sorumlulukları kapsamlı ve açıkça belirlenmiş ayrı bir müdürlük veya ajans kurulması tavsiye ediliyor.
2004 yılı Ilerleme Raporu'na göre, gerek müktesebata genel uyum, gerekse mevcut yönetmeliklerin uygulanması konusunda sağlanan ilerleme sınırlı gözükmektedir.
Türkiye balık stoklarının korunması, kaynak yönetimi ile üretim ve pazarlama yapılarının modernizasyonu konusunda çabalarını artırmalıdır. İdari yapıların iyileştirilmesi ve gerekli denetim ve kontrol kapasitelerinin güçlendirilmesi için büyük çaba sarf edilmesi gerekmektedir.
Türkiye, balıkçılık alandaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor. Buna istinaden gerçekleştirilen çalışmalar çerçevesinde, ilk etapta gerekli olan yasal değişikliklere yönelik bir Su Ürünleri Kanunu Değişiklik Taslağı (Su Ürünleri Çerçeve Kanunu yerine) hazırlandı. Uyum çalışmasının detaylandırılacağı Su Ürünleri Sektörünün Yasal ve Kurumsal Olarak AB Su Ürünleri Müktesebatına Uyum Projesinin eşleştirme (twinning) sözleşme hazırlıkları ise devam ediyor.
Türkiye’nin Telekomünikasyon ve bilgi toplumu alanlarında AB’ye uyumu
2003 İlerleme Raporu’na göre, son ilerleme raporundan bu yana Türkiye sabit hat telefon hizmetlerinin serbestleştirilmesine hazırlık doğrultusunda, özellikle erişim ve ara bağlantı konusundaki yönetmeliği yürürlüğe koyarak, ilerleme kaydetmeye devam etti. Posta hizmetleri konusunda ise herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.
Telekomünikasyon müktesebatıyla hukuki uyum ise yetersizdir. Buna istinaden özellikle etkin uygulama konusunda daha fazla çaba harcamak gerekiyor. Evrensel hizmet, numaralandırma, kiralık hatlar ve veri güvenliği alanlarına daha fazla dikkat gösterilmesi gerekiyor. Özellikle lisans verme ve tarifeler konusunda mevzuatın uygulanmasında ilerleme kaydedilmelidir. Ulusal dolaşım konusunda uyuşmazlığın çözümlenmesi son derece önemlidir. Posta hizmetleri alanındaki müktesebatla uyum sınırlıdır. Posta hizmetleri piyasasının serbestleştirilmesi için çaba sarfedilmelidir.
2004 Yılı İlerleme Raporu'na göre, telekomünikasyon müktesebatı ile belirli bir seviyede uyum sağlandı.
Türk Telekom'un sesli telefon ve alt yapısında hukuken sahip olduğu tekelin kaldırılması dahil, piyasanın tam olarak serbestleştirilmesi, hukuki olarak 2003 yılı sonunda gerçekleştirildi. Bununla birlikte düzenleyici çerçeveyi tamamlamak ve halihazırda piyasaya hakim olan büyük güçlü şirketlere yönelik olarak kuralları etkili bir biçimde uygulamak ve yürürlüğe koymak için daha fazla çaba gerekiyor. Gerekli uygulama mevzuatı henüz tam olarak kabul edilmedi. Mobil telefon veya internet hizmet sunumu gibi bazı piyasalarda kaydedilen gelişmeler bütün telekomünikasyon hizmetlerine teşmil edilemedi. Bu sebeple Türkiye, bütün telekomünikasyon piyasasında gerçek rekabetin sağlanmasını teminen ilave adımlar atmalıdır. Posta hizmetlerine ilişkin olarak oldukça sınırlı bir ilerleme kaydedildi.
Türkiye’nin AB Bölgesel Politikası’na Uyumu
Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye için en son hazırlanmış olan 2003 Yılı İlerleme Raporu’nda Bölgesel Politika alanında yapması gereken çalışmalara değiniliyor. 2003 yılı Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayınlanan Ulusal Program’da ise Türkiye’nin bu alanda yapacakları belirtiliyor. İlerleme Raporu’nda yer verilen çeşitli konular çerçevesinde, Türkiye tarafından yapılan bazı düzenlemelere ilişkin bilgiler aşağıdadır;
Türkiye, NUTS II düzeyinde 26 bölgeyi içeren bir geçici NUTS sınıflandırması gerçekleştirerek, Avrupa Komisyonu ile mutabakata vardı. Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), özellikle katılım öncesi AB kalkınma programları konusunda çalışacak yeni bir departman kurdu. Ayrıca, bölgesel politika konusunda Türk mevzuatının müktesebat açısından durumunu sistematik olarak gözden geçirmek üzere, AB Genel Sekreterliği’nin desteğinde, DPT ve diğer ilgili bakanlıkların temsilcilerinden oluşan bir çalışma grubu kuruldu.
Kurumsal yapılara ilişkin olarak Türkiye’nin bölgesel politikası, DPT’nin sorumlu olduğu merkezi bir planlama sistemi çerçevesinde yürütülüyor. Güneydoğu’da bölgesel ofisi bulunan ve Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) yürütülmesinden sorumlu kurum haricinde, Ankara dışında planlayıcı ve uygulamacı bir birim bulunmuyor. GAP İdaresi’nin gelecekteki varlığı ve statüsü ise henüz net değildir.
Bölgesel politikanın uygulanması için merkezi ve bölgesel düzeyde yeterli kapasitenin kurulması gerekiyor. İzleme ve değerlendirmenin yanı sıra mali yönetim ve kontrol için de kurumsal yapıların oluşturulması ve faaliyete geçirilmesi gerekiyor.
Programlamaya ilişkin olarak, hazırlanmakta olan 2004-2006 Ulusal Kalkınma Planı, bölgeler arası artan farklılıkları azaltmayı hedefleyen daha uzun vadeli ve iç tutarlılığı olan bir bölgesel kalkınma politikasının temellerini atmalıdır. İlgili bütün paydaşların (bölgesel ve yerel, toplumsal ve ekonomik ortaklar) katılımı sağlanmalıdır. Bu bağlamda, halihazırda mevcut bütün bölgesel kalkınma planları daha geniş bölgesel birimler temelinde hazırlandığı ve Yapısal Fon ihtiyaçlarını karşılamadığı için, her bir 26 geçici NUTS II bölgesi için bölgesel kalkınma planı hazırlanabilir. Tek tek bölgeler için hazırlanan planların, bölgelerin kalkınmasına yönelik ulusal plan stratejisiyle bir bütün oluşturması gerekiyor. Buna istinaden DPT, 2004-2006 dönemini kapsayacak Ön Ulusal Kalkınma Planı’nı Aralık 2003 tarihinde hazırladı. Plan’ın ekonomik ve sosyal uyuma yönelik katılım öncesi mali yardımların kullanımına temel teşkil etmesi amaçlanıyor. Ön Ulusal Kalkınma Planı’nda, İlerleme Raporları ve 2003 yılında Türkiye için hazırlanmış olan Katılım Ortaklığı Belgesi’nde (KOB) yer verilen öncelikler çerçevesinde, Türkiye genelinde bir ekonomik ve sosyal uyum politikasının oluşturulması öngörülüyor.
Türkiye bölgesel politika geliştirme çalışmalarının, ekonomik faaliyet alanına giren bütün sektörlerle gerçekten bütünleşmesini sağlamak için, yalnızca merkez ve il düzeyindeki yetkililer arasında değil, diğer bakanlıklarla da koordinasyonu gerçekleştirecek yapılara ihtiyaç duyuyor.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, AB yapısal politikaları doğrultusunda bölgesel politikanın uygulanmasına yönelik temellerin atılması açısından, özellikle de bölgesel organizasyon ve Ulusal Kalkınma Planı’nın hazırlanması konularında ilerleme sağlandığı üzerinde duruluyor. Bununla birlikte, bölgesel politika ve yapısal araçların kullanımı konularında AB ile uyum sağlayabilmek için Türkiye’nin ele alması gereken geniş bir alan bulunuyor. Bölgesel politikanın uygulanmasına yönelik merkezi ve bölgesel düzeyde yeterli kapasite geliştirilmesi için çaba gösterilmesi gerekiyor. Bunun için, ihtiyaç duyulan kurumların oluşturulması ve bu kurumların yeterli insan ve finans kaynaklarıyla donatılması son derece önemli.
2004 İlerleme Raporu’na göre, bölgesel politika alanındaki müktesebat genel olarak iç hukuka aktarılmayı gerektirmiyor. Böyle olmakla birlikte, Türkiye'nin bölgesel politika alanında ve yapısal araçların kullanımında AB ile kendisini uyumlaştırması için hâlâ kapsaması gereken önemli alan bulunuyor.
Bölgesel politikanın merkezi ve bölgesel düzeyde uygulanmasına yönelik yeterli kapasitenin geliştirilmesi için hâlâ önemli çabaların gösterilmesi gerekiyor.
Ayrıca, gerekli kurumların kurulması ve yeterli beşeri ve mali kaynaklarla donatılmaları gerekiyor.
Türkiye, bu alandaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.
Çevre Politikaları ve Türkiye’nin AB’ye Uyumu
Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye için en son hazırlanmış olan 2003 Yılı İlerleme Raporu’nda Sosyal Politika alanında yapması gereken çalışmalara değiniliyor. 2003 yılı Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayınlanan Ulusal Program’da ise Türkiye’nin bu alanda yapacaklarına değiniliyor. İlerleme Raporu’nda yer verilen bazı konular çerçevesinde, Türkiye tarafından yapılan bazı düzenlemelere ilişkin bilgiler aşağıdadır;
Türkiye ile ilgili 2003 İlerleme Raporu’na göre, Türkiye’de AB Mevzuatının yürürlüğe girmesi ve idari kapasitenin güçlendirilmesi amacıyla, hava kalitesi, doğanın korunması, kimyasallar, gürültü kirliliği ve nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma konularında bazı sınırlı ilerlemeler kaydedildi. Ancak gerek hukuki uyum, gerekse bu bölümdeki bütün alt-başlıklarda uygulama açısından Türkiye’nin daha büyük çaba harcamasına ihtiyaç duyuluyor.
Hava kalitesi konusunda, mevzuatın müktesebatla uyumu ve hava kalitesi gözlem sisteminin geliştirilmesi de dahil olmak üzere uygulamayı sağlayacak adımların atılması gerekiyor.
Atık yönetimi alanındaki mevzuat belirli ölçüde müktesebatla uyum içinde olmakla birlikte, iç hukuka aktarım ve uygulama konusunda daha fazla çaba harcanması gerekiyor. Bu alana yeterli finansal kaynak ayrılmasına ihtiyaç duyuluyor. Buna istinaden, 2003 Mali İşbirliği “Türkiye İçin Çevre Alanında İdari Kapasitenin Geliştirilmesi Projesi” nin bir bileşeni olarak Atık Sektörüne ilişkin 2 yıl sürecek olan Twinning projesi, aktif olarak Eylül 2004’te başlayacak olup, ilgili mevzuat uyumu gerçekleştirilecektir. Atık Çerçeve Yönetmeliği’nin ise 2005 yılının son çeyreğinde yürürlüğe girmesi planlanıyor. Atık Yağların Kontrolü Yönetmeliği ise 21.01.2004 tarih ve 25353 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Su kalitesine ilişkin olarak müktesebatın iç hukuka aktarımı ve uygulanması konusunda, su kaynaklarına ilişkin yeni bir çerçeve kanunun benimsenmesinin yanı sıra, içme suyu ve atık su boşaltım standartlarının müktesebatla uyumlu hale getirilmesini de içerecek ek çaba gerekiyor. Buna istinaden, Su ürünleri ve Su Kirliği Kontrolü Yönetmelikleri’nin 2005 yılında yürürlüğe girmesi planlanıyor. Tarımsal Kaynaklı Nitrat Kirliliğine Karşı Suların Korunması Yönetmeliği 18.02.2004 tarihli ve 25377 sayılı Resmi Gazetede yayımlandı.
Doğanın korunması konusunda bir dizi yönetmeliğin yürürlüğe girmiş olmasına rağmen, yasal uyum düzeyi düşük kalmaya devam ediyor. Doğanın korunmasına ilişkin bir çerçeve kanunun kabul edilmesi, kuşlar ve habitata ilişkin müktesebat hükümlerini iç hukuka aktaracak uygulama mevzuatı çıkarılması son derece önem taşıyor. Buna istinaden, Biyolojik çeşitliliğin korunması ve doğa korumaya ilişkin yeni Kanun’un çıkarılması, 2872 sayılı Çevre Kanunu, 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanun’larında değişiklikler yapılması planlanıyor. Buna göre, 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanununda 11.07.2003 tarih ve 25165 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ile düzenlemeler yapıldı.
Endüstriyel kirlilik ve risk yönetimi konularında tam uyum ve uygulama için daha fazla çaba harcanması gerekiyor. Bu alanda ise, 2006 sonuna kadar hukuki düzenlemeler yapılması planlanıyor.
Kimyasallar ve genetik olarak değiştirilmiş organizmalara ilişkin olarak uyumun gerçekleştirilmesi için daha fazla çaba harcanması gerekiyor. Buna istinaden, 2006 yılı sonuna kadar, Tehlikeli Kimyasallar Yönetmeliği’nin gözden geçirilmesi planlanıyor.
Nükleer güvenlik ve radyasyondan korunma alanında, mevzuat konusunda bazı ilerlemelere rağmen tam hukuki uyumu sağlayabilmek için daha fazla çalışılması son derece önemli. Bu çerçevede, 2004 yılının ikinci çeyreğinde Radyasyon Güvenliği Tüzüğü’nün ve Radyoaktif Maddenin Güvenli Taşınması Yönetmeliği’nin gözden geçirilmesi planlanıyor.
İlerleme Raporu’na göre, Türkiye henüz Kyoto Protokol’ünü onaylamadı. Ancak, 2003 yılından itibaren Türkiye Avrupa Çevre Ajansı’na ve Avrupa Bilgi ve Gözlem Ağı’na içinde yer alıyor. Türkiye’nin hava kalitesi, atık yönetimi, su kalitesi, doğanın korunması, endüstriyel kirlilik ve risk yönetimi alanlarında daha fazla çaba harcaması ve veri toplama sistemi dahil olmak üzere Avrupa Çevre Ajansı’na üyelik koşullarının yerine getirmesi gerekiyor. Türkiye ise, bu alandaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.
Türkiye'nin AB Eğitim Politikalarına Uyumu
2003 İlerleme Raporu'na göre Türkiye, eğitim ve öğretimde bir miktar ilerleme sağladı. Bununla birlikte rapora göre, üniversitelerin daha fazla işgücü piyasasına yönelik olmasını sağlamak için YÖK'ün koordinasyon rolünün yeniden ele alınması gerekiyor. Türkiye, özel eğitim ihtiyacı olan çocukların erken yaşta belirlenmesi için gerekli önlemleri almalı ve bu çocuklara okul öncesi eğitim olanakları sağlama konusunda gerekli özeni göstermelidir. Türkiye'den, orta öğretime ilişkin planladığı hedef ve stratejileri gözden geçirmesi ve orta öğretimin yüksek öğretim üzerindeki baskısını hafifletmesi bekleniyor.
Ancak 2004 yılının Mayıs ayında, Türkiye'nin üç Topluluk programına (Socrates, Leonardo da Vinci ve Youth) katılımı doğrultusundaki çalışmalar tamamlandı. Türkiye, Haziran ayının başından itibaren her üç programa da dahil oldu. Bu çerçevede, Türk üniversitelerinden 73'ü Erasmus programına basvurdu ve bunlardan 65'i programa kabul edilerek, Mayıs 2004'ten itibaren bu programda yeralmaya basladı. Türk kurumları, aynı tarihte Leonardo ve Gençlik (Youth) programlarına da katılım hakkı elde ettiler. Şu anda, çok sayıda Türk kurumu bu programlara katılmaktadır.
Türkiye'nin Ekonomik ve Parasal Politika Alanında AB'yeUyumu
Türkiye için hazırlanmış olan 2003 Yılı İlerleme Raporu'nda, katılım konusunda Türkiye'nin, Euro'yu bir para birimi olarak kabul etmeksizin Ekonomik ve Parasal Birliğe iştirak edeceğinden bahsediliyor.
Türkiye, TC Merkez Bankası'na daha fazla bağımsızlık veren Merkez Bankası Kanunu'nu uygulamaya koyuyor. Ancak, enflasyon hedefi Hükümet ile mutabakat içinde belirleniyor. Kişisel ve kurumsal bağımsızlık konusunda, özellikle de Merkez Bankası Başkanı'nın görevden alınması ve yönetim kurulunun görev süresi bakımından, müktesebat ile tam uyum sağlanması için değişiklikler gerekiyor. Merkez Bankası Kanunu, kamu sektörünün Merkez Bankası tarafından doğrudan finanse edilmesini yasaklıyor. Ancak, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından devralınan bankaların kurtarılmasında devletin yaptığı harcamaların desteklenmesi gibi bazı istisnalar devam ediyor.
Kamu sektörünün mali kurumlara imtiyazlı erişimi bulunuyor. Bunun sebebi, sigorta şirketlerinin yükümlülükleri cinsinden menkul kıymet tesis etmek zorunda olmaları, ancak Türkiye'de yurtiçi mali piyasaların kamu borçlanma kağıtlarının hakimiyeti altında olması nedeni ile genelde Hazine tarafından ihraç edilen senetleri portföylerine alabilmeleridir.
2003 yılı İlerleme Raporu'na göre, son İlerleme Raporundan bu yana Türkiye, EPB alanında müktesebatın üstlenilmesinde gelişme kaydetmedi.
Türkiye'nin yasal çerçevesi müktesebatla uyumlu değildir. Merkez Bankası Kanunu'nu, enflasyon hedefinin belirlenmesi yönünden, müktesebat ile daha uyumlu hale getirmek suretiyle Merkez Bankası'nın bağımsızlığı üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Ayrıca, kişisel ve kurumsal bağımsızlık konusunda, başka değişiklikler yapılması son derece önemlidir. Merkez Bankası tarafından bütçenin doğrudan finansmanına olanak veren hükümlerin kaldırılması gerekiyor.
Türkiye’nin AB Enerji Politikası’na Uyumu
Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye için en son hazırlanmış olan 2003 Yılı İlerleme Raporu’nda Taşımacılık Politikası alanında yapması gereken çalışmalara değiniliyor. 2003 yılı Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayınlanan Ulusal Program’da ise Türkiye’nin bu alanda yapacakları belirtiliyor. İlerleme Raporu’nda yer verilen bazı konular çerçevesinde, Türkiye tarafından yapılan bazı düzenlemelere ilişkin bilgiler aşağıdadır;
Arz güvenliği yönünden, Türkiye, müktesebatın gerekli kıldığı gibi, 90 günlük petrol stokları bulunduruyor, ancak bu konudaki mevzuatın uyumlulaştırılması gereksinimi devam ediyor. Buna istinaden, TBMM tarafından 4 Aralık 2003 tarihinde kabul edilen 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu 20.12.2003 tarih ve 25322 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Gerekli koşulları taşıyan müşterilerin Türkiye’nin dışındaki üreticilerden ithalat yapabilmesi ve üreticilerin de Türkiye’nin dışındaki müşterilere enerji ihraç edebilmesi üzerindeki sınırlamalar devam ediyor.
Elektrik piyasasında gerçek rekabetin sağlanması için ilave çabalar gereklidir. Bu bağlamda, toptan piyasada devlet ticaret şirketinin hâkim konumu ve enerji alım anlaşmaları hususlarının ele alınması gerekiyor. Buna istinaden, dengeleme ve uzlaştırma yönetmeliği, talep tahminleri yönetmeliği, arz güvenliği ve kalitesi yönetmeliği, yönetişim sürecine ilişkin gerekli olabilecek düzenlemeler, ölçüm yönetmeliği üzerinde çalışmalar yürütülüyor.
İç Elektrik Piyasası ile tam bütünleşme, sadece yasal uyumlaşmayı değil, aynı zamanda, Türk enerji sisteminin Batı Avrupa elektrik iletim şebekelerine (UCTE) eşzamanlı fiziksel bağlantısını da gerektiriyor. Sınır ötesi elektrik ticareti üzerindeki mevcut kısıtlamaların kaldırılması gerekiyor.
Tartışmalı yap-işlet-devret ve işletme hakkı sözleşmelerinin (üretim ve dağıtım) çoğuyla ilgili sorunlar çözülmelidir.
Sınırlı ilerlemeye karşın, elektrik faturalarında yetersiz tahsilat problemi, ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.
İletim faaliyetlerinin düzgün bir şekilde yürütülmesinin rekabetçi elektrik ve gaz piyasaları yaratılmasında temel önem taşıdığı dikkate alınarak, EPDK’nin, iletim sistemi operatörlerinin adil ve saydam işleyişine gerekli dikkati göstermesi gerekiyor.
Geçen bir yılda EPDK’nin idari kapasitesi iyileşmiş olsa da, daha fazla güçlendirilmesi gereklidir.
Taşkömürü işletmelerine verilen devlet yardımlarının düzeyine sürekli dikkat göstermek gerekecektir. İlgili devlet yardımları müktesebatıyla uyum sağlanmalıdır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarının daha çok kullanılmasını sağlamak için, genel bir yenilenebilir enerji stratejisi ortaya konulmalıdır. Buna istinaden, Yenilenebilir Enerji Kanun Tasarısı hazırlanıp, Başbakanlığa iletildi.
Enerji, inşaat, ulaştırma, sanayi ve çevre gibi çeşitli sektörlerde enerji verimliliğinin bütün yatay unsurlarının düzgün biçimde ele alınmasını sağlamak için, gerekli idari ve kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır. Buna istinaden, Enerji Verimliliği Kanun tasarısına yönelik çalışmalar devam ediyor.
Nükleer enerji alanında, Türkiye’nin, Euratom gerekleri ve prosedürleriyle uyum sağlaması gerekiyor.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin gaz piyasasının rekabete açılması dahil, iç enerji piyasasında rekabet yeteneği açısından ilerleme kaydettiği üzerinde duruluyor. Rapor’a göre, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji kaynakları ile sektörde idari kapasitenin güçlendirilmesi alanlarında ilerleme kaydedildi. Bununla birlikte, mevzuatın uyumlulaştırılmasının tamamlanması ve etkili biçimde uygulanmasının sağlanması için, bütün alanlarda daha çok çalışma yapılması gerekiyor. Türkiye, bu alandaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.
Türkiye'nin Gümrük Birliği alanında AB'ye Uyumu
Türkiye-AB Gümrük Birliği çerçevesinde, Türkiye ve AB arasında sanayi ürünleri ticaretinde gümrük vergileri kaldırıldı. Türkiye üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi uygulamaya başladı. Yalnızca 1996 yılında başlayan ve 2001 yılı başına kadar süren geçiş dönemi içinde, otomobiller, ayakkabılar, deriden mamuller ve mobilyalar gibi kısıtlı sayıdaki hassas ürünler için üçüncü ülkelere karşı Ortak Gümrük Tarifesi'nden daha yüksek gümrük vergileri uygulandı. 2001 yılında ithalat rejiminin yürürlüğe girmesi ile ilgili geçiş süreci sona ererek, Ortak Gümrük Tarifesi'nin tüm sanayi ürünleri için geçerli olması sağlandı.
2001 yılının Ocak ayında yürürlüğe giren İthalat Rejimi, Gümrük Birliği kapsamındaki Türkiye'nin yükümlülüklerinin yanı sıra, Türkiye'nin Dünya Ticaret Örgütü taahhütleri ve üçüncü ülkelerle imzalanan serbest ticaret anlaşmaları dikkate alınarak hazırlandı. Böylece, Gümrük Birliği öncesinde, %16 seviyesinde olan ortalama koruma oranı 2001 yılı itibariyle AB ve EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Birliği) ülkelerine karşı tüm sanayi ürünlerinde kaldırıldı. Ortalama koruma oranı, üçüncü ülkelere karşı %4,6 oranında uygulanıyor.
1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı çerçevesinde ise, ihracat ve ithalatta ortak kurallar, kotaların yönetimi, dampingli ve sübvansiyonlu ithalata karşı korunma, tekstil ürünleri ithalatında otonom düzenlemeler ile hariçte ve dahilde işleme rejimlerine ilişkin mevzuat AB ile uyumlu hale getirildi. Ayrıca Gümrük Birliği çerçevesinde, AB'nin üçüncü ülkelerle anlaşmaya vardığı tercihli ve otonom rejimlerine uyum sağlanmasına yönelik çalışmalara devam ediliyor. Bu çerçevede, EFTA ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasının yanı sıra, AB'ye yeni üye olan ülkeler başta olmak üzere pek çok ülkeyle serbest ticaret anlaşması imzalandı.
Üçüncü ülkelerden ithalatı düzenleyen kurallarla ilgili uyum çalışmaları çerçevesinde, AB'nin tekstil ve konfeksiyon ürünlerinde miktar kısıtlaması veya gözetim önlemleri uyguladığı ülkelere karşı önlemler tek taraflı olarak 1996 yılından itibaren yürürlüğe koyuldu. Ticarette teknik engellerin kaldırılması amacıyla, test ve bilgilendirme alanındaki düzenlemelerin geliştirilmesini hedefleyen Milli Akreditasyon Kurumu faaliyete geçti. Ayrıca, malların serbest dolaşımının güvence altına alınması için, anti-trust, fikri ve sınai mülkiyet hakları, vergilendirme gibi rekabeti ilgilendiren konularda yeni düzenlemeler getirildi.
Bununla birlikte, 2003 yılı Kasım ayında Türkiye için hazırlanan İlerleme Raporu'na göre, son ilerleme raporuna kıyasla Türk gümrük mevzuatının müktesebatla uyumlaştırılması konusunda çok sınırlı bir ilerleme kaydedildi. Türkiye, idari kapasiteyi güçlendirme, bu kapsamda bilgisayarlı sisteme geçiş çalışmalarını sürdürdü.
Türkiye, mevzuatının 1999 ve daha sonraki müktesebatla neredeyse tam uyumunu sağlamış olmakla birlikte bazı önemli sorunlar devam ediyor. Bunlar, taklit ve korsan mallarla kültürel malların kontrolünde gümrükle bağlantılı mevzuatın uyumlaştırılması, gümrük hükümlerinin serbest bölgelere uygulanmasına ilişkin gümrükdışı mevzuatın uyumlaştırılması ve ekonomik etkiye sahip gümrük işlemleri alanlarındadır. Türkiye'nin, uyumlaştırılmış mevzuatın yeterli derecede uygulanması ve yürütülmesini sağlamak için kurumlararası işbirliğini, gümrükleme sonrası denetimleri ve sınır kontrolünü güçlendirme çalışmalarını sürdürmesi gerekiyor. Bilgisayarlı sistemlerin geliştirilmesi ve Topluluk sistemleriyle ara bağlantıya geçiş hazırlıklarına devam edilmesi de büyük önem taşıyor.
Uygulamada halen, bir kısmı Türkiye’nin Gümrük Birliği kapsamındaki yükümlülüklerine uymamasından kaynaklanan, ticarette bazı engeller bulunuyor. Söz konusu güçlükler dış ticarette farklı kuralların olması, standardizasyon, ithalat lisansları ve teknik engellerin yanı sıra fikri mülkiyet hakları, gıda güvenliği ve kamu alımları ile ilgilidir. Devlet yardımları alanında uyum çok sınırlı olmakla birlikte, devlet yardımlarını izleme otoritesi oluşturulamadı.
Özet olarak, AT-Türkiye Gümrük Birliği’nin varlığı bir ölçüye kadar Türkiye’nin, özellikle sanayi mallarına ilişkin olarak, iç pazara katılımını öngörüyor. Türkiye, Gümrük Birliği çerçevesinde, malların serbest dolaşımı, fikri ve sınai mülkiyet hakları, rekabet politikası (devlet yardımlarının kontrolü ve anti-tröst) dahil olmak üzere iç pazar müktesebatının bir bölümüne ve ortak ticaret politikasına uyum sağlayacağını taahhüt etti. Ancak Türkiye, Gümrük Birliği çerçevesindeki yükümlülüklerinin tümünü henüz yerine getirmedi. Halen, iç pazar müktesebatına ve ticaret politikasına Türkiye’nin uyum sağlamadığı birçok alan bulunuyor.
Bununla birlikte, 2004 yılının Mayıs ayında gerçekleştirilen AB-Türkiye Ortaklık Konseyi toplantısında Gümrük Birliği alanındaki gelişmelere ilişkin aşağıdaki ifadeler kullanılıyor;
Gümrük Birliği’nin oluşturulmasından bu yana, taraflar arasındaki ticaretin önemi artarak devam etmektedir. Genişlemeyle birlikte Türkiye, AB’nin 6. en büyük tüketicisi ve 7. en büyük tedarikçisi haline gelmiştir. 2003 yılında Türkiye ticaretinin yarıdan fazlasını AB ile gerçekleştirmiş ve toplam ticaret hacmi 53,6 Milyar Euro’yu bulmuştur.
AB Türkiye’den, başta tekstil (%40), makine ve ulaşım malzemesi (%15.1), tarım ürünleri (%8.9) ve ofis malzemesi ile telekom cihazı ithal ederken, Türkiye AB’den ulaşım malzemesi (%19.8), kimyasal ürün (%18.5), enerji üreten makineler (%16.7) ve ofis makineleri ile telekom cihazı (%8) ithal emiştir. AB, işlenmiş ürünlerde dış ticaret fazlası verirken, Türkiye hizmetler ve tarımsal ürünlerde dış ticaret fazlası vermektedir.
Türkiye’yi Ortak Ticaret Politikası’ndaki gelişmelerden haberdar etmek amaçlı etkili bir mekanizma bulunmaktadır. Düzenli aralıklarla yapılan toplantılarda, tekstil v.b. spesifik konular ele alınmaktadır. Üçüncü bir ülke ile AT arasında imzalanan Ticaret Anlaşmalarında, söz konusu anlaşmanın Türkiye ile imzalanmasını zorunlu kılan bir ifade bulunmaktadır. AB, Türkiye’nin söz konusu anlaşmalara ilişkin kaydettiği ilerlemeyi belirtmektedir.
İşlenmiş ürünler, Gümrük Birliği dahilinde serbestçe dolaşabilmelidir. Gümrük Birliği altında yer alan, bazı geçiş düzenlemeleri 31 Aralık 2000 tarihinde sona ermiş, ancak hukuki gereklilikleri yerine getirecek işlemler zamanında tamamlanamamıştır. Bu sebeple, Türkiye’nin acilen ticaretteki teknik engelleri kaldırması, fikri mülkiyet haklarını kuvvetlendirmesi ve AB ile Türk işletmeciler arasında ayrımcılığa sebep olan koşulları bertaraf etmesi gerekmektedir. Bazı alanlarda, AB işletmecileri pazara erişim zorlukları yaşamaktadırlar. Ürün fiyatları rekabete aykırı düzeyde belirlenmekte, eczacılık ürünleri için veri koruması sağlanmamakta ve serbest dolaşım dahilinde olması gereken belirli ürünlerin ithalinde lisans istenmektedir. Ayrıca, yükümlülüklerine rağmen Türkiye, tercihli gümrük rejimini AB’ninki ile benzer hale getirmemiştir. AB Türkiye’nin bu konulara öncelik vermesi gerektiğini düşünmektedir.
Bu alandaki icraatlar -daha fazla makro ekonomik istikrarla birlikte- yatırım ikliminin geliştirilmesi ve özellikle de şu anda oldukça düşük olan doğrudan yabancı yatırımın artırılması yönündeki ilgili inisiyatifleri tamamlayıcı etki yapacaktır. Ayrıca, Gümrük Birliği’nin potansiyelinin daha iyi bir şekilde işletilmesini de mümkün kılacaktır.
Komisyon ve Türkiye, önceki Ortaklık Konseyi’nden bu yana, Gümrük Birliği’ni genişletmeyi ve derinleştirmeyi ve ticaret güçlüklerine çözüm bulmayı hedefleyen ortak bir eylem planı üzerinde çalışmaktadırlar. AB, olumlu açılımlar sunan bu eylem planı üzerinde anlaşma sağlanmasını umut etmektedir.
Türkiye, 1 Ocak 2003 tarihi itibariyle Devlet Yardımlarının denetimi uygulamasından sorumlu bağımsız bir birim oluşturmakla yükümlüdür. AB, Türkiye’yi, bu konudaki çalışmaların tamamlanması ve söz konusu Birimin bir an evvel göreve başlaması konularında harekete geçmeye davet etmektedir. Bu, 2002 yılından beri Ortaklık Konseyi önünde bekleyen, rekabet alanındaki kuralların geliştirilmesi ile ilgili Ortaklık Konseyi kararının süratle uygulanmasına imkan verecektir.
AB işletmecileri halen ürünlerin serbest dolaşımını engelleyen teknik engellerle karşılaşmaktadırlar. Ürünlerle ilgili Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanması ile ilgili çerçeve kanun yürürlüktedir. İkincil mevzuatın tamamlanması oldukça önemlidir. Keyfi standartlar, onaylamayı geciktiren gereksiz belgelemeler ve aşırı test prosedürleri ele alınmalıdır. Bu bağlamda, ürünlerin teknik düzenlemeleri ile ilgili bir çalışma grubunun oluşturulması Gümrük Birliği Ortak Komitesi’ni destekleyecektir.
Türkiye Kıbrıs ticaretine hizmet eden gemilere ve Kıbrıs bandıralı gemilere kısıtlama uygulamaktadır. Kıyı ticareti Türk bayraklı gemilere ayrılmıştır. AB bu sınırlamaların kaldırılmasını istemektedir.
Türkiye'nin Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikasına Uyumu
Türkiye için 2003 yılında hazırlanmış olan İlerleme Raporu'nda, Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası alanında Türkiye'nin AB'ye uyumu değerlendirilmektedir. Rapora göre, Türkiye’nin bir NATO üyesi olarak, AB üyesi olmayan Avrupalı müttefiklerin AB liderliğinde yürütülen operasyonlara NATO olanaklarını kullanarak katılmalarına onay vermesi, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’nın başarılı bir şekilde uygulamaya konulmasına katkıda bulunmuştur.
Bölgesel politik diyalog konusunda, Türkiye, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Konseyi örneğinde olduğu gibi bölgesel işbirliği forumlarına aktif olarak katılmaya devam etmiştir. Türkiye bölgesinde (Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Doğu) istikrar ve güvenliğin geliştirilmesinde önemli bir aktördür ve bu çerçevede bir dizi girişimde bulunmuştur.
Türkiye komşu ülkelerle ikili ilişkilerini geliştirme yönünde çaba göstermiştir. Yunanistan’la ilişkiler, dışişleri bakanları seviyesindeki bir dizi temasla birlikte gelişmeye devam etmiştir. Ermenistan’la üst düzey siyasi temaslar gerçekleşmiştir. Iran ve Suriye ile ikili ilişkiler gelişmeye devam etmiştir.
Türkiye, Irak krizine barışçı bir çözüm bulmaya yönelik diplomatik temaslarla önemli bir rol oynamıştır. Kuzey Irak’a tek taraflı müdahaleden kaçınarak uluslararası topluluğun çağrısına olumlu cevap vermiştir. Irak’ın istikrara kavuşması ve yeniden yapılanmasında Türkiye önemli bir rol oynayabilir.
ODGP ile ilgili hükümlerin uygulanmasındaki idari kapasite konusunda, Türkiye personel açısından donanımlı ve düzgün işleyen bir Dışişleri Bakanlığı’na sahiptir. Dışişleri Bakanlığı, AB’nin ODGP içerisindeki ortak partnerleri ile temas kurduğu Ortak Temas Noktaları Ağı bilgi sistemine dahildir.
İlerleme Raporu'na göre, Türkiye’nin dış politikası Avrupa Birliği’nin dış politikasıyla uyumlu konumunu sürdürmüştür. Türkiye, kendi dış politikasının AB’nin gelişen dış ve güvenlik politikası ile uyumlu kalmasını sağlamak ve gerekli idari yapıyı geliştirmeyi tamamlamak için daha fazla çaba göstermelidir. Türkiye’nin özellikle kendi ulusal politikalarının ve uygulamalarının AB’nin ortak tutumları ile uyumlu olmasını sağlaması, bu tutumları uluslararası ortamlarda savunması ve tüm yaptırımların ve kısıtlayıcı tedbirlerin tamamen uygulanmasını temin etmesi gerekmektedir. Türkiye ayrıca kendi bölgesinde, yani Balkanlar, Kafkaslar, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da istikrar ve güvenliği geliştirmeye devam etmelidir. Bu bağlamda komşularıyla ilişkilerini sürekli olarak geliştirmesi büyük önem taşımaktadır. Türkiye ayrıca Irak’ın istikrara kavuşmasında önemli bir rol oynayabilir.
Türkiye’nin Avrupa Birliği Rekabet Politikası’na Uyumu
Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye için en son hazırlanmış olan 2003 Yılı İlerleme Raporu’nda Rekabet Politikası alanında yapması gereken çalışmalara değiniliyor. 2003 yılı Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayınlanan Ulusal Program’da ise Türkiye’nin bu alanda yapacakları belirtiliyor. İlerleme Raporu’nda yer verilen bazı konular çerçevesinde, Türkiye tarafından yapılan bazı düzenlemelere ilişkin bilgiler aşağıdadır;
Grup muafiyetlerine ilişkin uygulama mevzuatının büyük bir kısmı müktesebat ile uyumlu olsa da, tali önemdeki anlaşmalar ve yatay kısıtlamalar için kurallar üzerine uygulama mevzuatı bulunmuyor.
Kamu işletmeleri, devlet tekelleri ve özel haklara sahip şirketler yönünden rekabet kuralları hâlâ etkili biçimde uygulanmıyor. Sektörel mevzuattan sorumlu olan resmi makamların, müktesebat ile uyumu öncelikli olarak tamamlaması gerekiyor.
Ayrıca, özelleştirme sürecinde, rekabetin geliştirilmesi dikkate alınmalıdır. Başta telekomünikasyon olmak üzere, düzenlenen sektörlerde rekabet kurallarının icra edilmesiyle ilgili bazı iyileşmeler kaydedilmiş olsa da, Rekabet Kurulu, özelleştirme sürecinde olduğu gibi, düzenlenen altyapı sektörlerinde de daha fazla rekabet sağlanmasında daha aktif olması gerekiyor.
Devlet yardımları alanında, devlet yardımlarının izlenmesi mevzuatı, müktesebat ile uyumlu olmamakla birlikte, devlet yardımları izleme otoritesinin kurulması gerekiyor. Buna göre, Devlet Yardımlarının İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkındaki Kanun’un hazırlanması ile ilgili çalışmalar devam etmekte olup, 2004 yılının ikinci çeyreğinde TBMM’ye sunulması bekleniyor. Bu çerçevede, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nın altında kurumsal bir yapılanma oluşturulması planlanıyor.
Devlet yardımları konusunda AT standartlarına dayanan bir açıklama sisteminin olmaması, devlet ile işletmeler arasındaki mali işlemlerin saydamlığını azaltıyor.
Özel veya inhisari haklara sahip işletmeler ile ilgili olarak, uygulama yönetmeliğinin çıkarılması, alkollü içkiler sektöründe rekabet koşullarının düzeltilmesine katkı yaptı. Ancak, 2001’de kabul edilen birincil mevzuat, eşit bir yarışma ortamı için bir temel sağlamıyor. Bu nedenle, birincil mevzuatta değişik yapılması gerekiyor.
Yukarıda bahsedilmiş olan konulardan bazıları ile ilgili olarak Avrupa Komisyonu Rekabet Genel Müdürlüğü ile Rekabet Kurumu yetkililerinin bir araya gelerek yapacakları toplantı sonrasında uyumlaştırmaya ilişkin çalışmalara başlanması planlanıyor.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, anti-tröst alanında bir miktar gelişme sağlandığı belirtiliyor. Rapora göre, anti-tröst kuralları sahasında müktesebatla ve Gümrük Birliğini kuran Ortaklık Konseyi kararından ileri gelen yükümlülüklerle uyumlaşma yüksek düzeydedir. Ancak, grup muafiyetlerinde ve devlet tekelleri ile inhisari ve özel haklara sahip şirketlerin intibakı konusunda uyuma yönelik ilave çabalar gereklidir. Türkiye, hızla, devlet yardımlarının izlenmesi ile ilgili mevzuat kabul etmeli ve bir devlet yardımları izleme otoritesi kurmalıdır. Türkiye ise bu alandaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.
Türkiye’nin AB Sanayi Politikası’na Uyumu
Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye için en son hazırlanmış olan 2003 Yılı İlerleme Raporu’nda Sanayi Politikası alanında değerlendirmelere yer veriliyor. İlerleme Raporu’nda yer verilen bazı konular aşağıdadır;
Esas olarak makroekonomik istikrarsızlık yüzünden ve karmaşık mevzuat prosedürleri ve yabancı yatırımcıların bazı şirketlerde çoğunluk hissesi edinmelerinin olanaksız olması nedeniyle, Haziran 2003’te kabul edilen doğrudan yabancı yatırım kanununa rağmen, Türkiye’de doğrudan yabancı yatırımlar halen çok düşük seviyededir.
Sermaye Piyasaları Kurulu, Rekabet Kurulu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu, Tütün Kurulu ve Kamu İhale Kurulu gibi bağımsız düzenleyici kurullar hükümetçe destekleniyor. Bağımsız kurullar, ekonominin stratejik sektörlerinde yatırımcılar için eşit koşullar ve saydam kurallar oluşturarak ve tüketicilerin korunmasını sağlayarak, Türkiye’de ekonominin yönetilmesine siyasi müdahaleyi sınırlamakta yardımcı oluyor.
Türk çelik sanayisi, hem ülke düzeyinde, hem de bireysel işletme düzeyinde, önceki yeniden yapılanma programlarıyla tam olarak çözülememiş olan yapısal sorunlar içindedir. Belli başlı Türk çelik şirketlerinin uzun vadeli ayakta durabilirliği, Türk makamlarınca geliştirilmekte olan tutarlı, açık ve rasyonel bir yeniden yapılandırma programına bağlı olacaktır.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin kamu sektörü reformunda belli bir ilerleme sağladığı ve yeni bir doğrudan yabancı yatırım kanunu çıkardığından bahsediliyor. Bununla birlikte, özelleştirme dahil, devlet işletmelerinin ve çelik sanayinin yeniden yapılandırılması için yeni çabaların gerektiği üzerinde duruluyor. Türkiye, bu alandaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen kısa ve orta vadeli öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.
Türkiye’nin AB Ortak Tarım Politikası’na Uyumu
Türkiye'nin toplam nüfusunun yaklaşık üçte biri tarım sektöründe faaliyet göstermekte iken, 38,883,000 hektar alanı tarım faaliyetlerinde kullanılıyor. AB 15' in ise tarım sektöründe faaliyet gösteren ortalama nüfusu % 4,0 olmakla birlikte 128,305,000 hektar alanı tarım sektöründe kullanılıyor. Üretim açığı ve kalite ve maliyet sorunları olan Türk tarımının verimliliği sınırlıdır. Çevre, kırsal kalkınma, işlevsellik temel özelliklerini taşıyan ve sürekli reforma tabi tutulan bir tarımsal yapıya uyum sağlaması için Türkiye'nin büyük ölçüde çaba sarfetmesi gerekiyor.
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'deki tarım sektörünün durumuna ilişkin 2003 yılının Kasım ayında hazırladığı raporda, sektöre ilişkin gelişmeler analiz ediliyor. Buna göre, Türkiye'deki ortalama çiftlik ölçeği Avrupa'dakilere göre çok daha küçüktür. Tarımsal arazilerin yapısı incelendiğinde, 5 hektara kadar olan küçük ölçekli işletmelerin toplam işletmelerin % 65'ini oluşturduğu görülüyor. İşletmelerin % 94'ünün ise 20 hektardan daha düşük bir büyüklüğe sahip olduğu izleniyor. Düşük üretim, yüksek gizli işsizlik ve düşük rekabet gücü gibi özelliklerle karakterize edilen geçimlik ve yarı geçimlik tarım, Bulgaristan ve Romanya da dahil, 25 üyeli AB'deki bir çok bölgede olduğu gibi Türk tarım sektörünün de karakteristik özelliklerini oluşturuyor. Buna rağmen bu tip tarım, kırsal nüfusun büyük çoğunluğu için geçim kaynağını oluşturuyor. Buna paralel olarak belirli alanlarda gücü fazla olan piyasaya yönelik tarım da mevcut. Bu çerçevede, kamusal destek kaynakları ve tarımsal politikaların doğru yönlendirilmesi son derece önemlidir.
2003 yılı Kasım ayında açıklanmış olan İlerleme Raporu'nda da Türkiye'de tarım sektörünün durumu değerlendiriliyor. Buna göre, 2001 yılında Türkiye'de tarım, gayri safi katma değerin %12,1'ini, 2002 yılında ise %11,5'ini oluşturdu. 2002 yılında, Türk işgücünün %33,2 'si tarım sektöründe çalıştı. 2002 yılında, Türkiye'nin AB'ye ihracatı bir miktar azaldı. 2001'de 2,192 milyar Euro iken, 2002 yılında 1,992 milyar Euro tutarına indi. Topluluktan yaptığı ithalat ise, 773 milyon Euro düzeyinden 941 milyon Euro tutarına çıktı. AB ithalatında en başta gelen ürünler bir önceki yıla göre azalmış da olsa meyveler, kabuklu yemişler, işlenmiş sebze ve meyveler oldu. AB gıda ihracatında ise en en fazla artış gösteren ürünler, hububat, yağlı tohumlar ve süt ürünleri oldu. Türk hükümeti, çiftçilere doğrudan gelir ödemeleri, bazı tarımsal ve işlenmiş tarımsal ürünler için ihracat geri ödemeleri, kredi sübvansiyonlarının kademeli olarak kaldırılması ve tütün, çay ve fındık için alternatif ürün programı niteliğini taşıyan 2000 yılında kabul edilen tarım politikasını uygulamaya devam etti.
İlerleme Raporu'na göre, çiftçilere doğrudan ödemeler, arazi ve çiftçilerin kayıt altına alınması, büyükbaş hayvanların tanımlanması ve kayıt altına alınması ile ilgili olarak sürdürülen çabaların devam ettirilmesi gerekiyor. Tarımsal ve kırsal sektörlerin yeniden yapılandırılması ve modernleştirilmesine yönelik kırsal kalkınma stratejisinin oluşturulması gerekiyor. Hayvan ve bitki sağlığı alanlarının belirli kesimlerinde, özellikle de hayvan hastalıklarının kontrol edilmesi, büyükbaş hayvanların tanımlanması ve kayıt altına alınması ve patatesle ilgili zararlı organizmalar bakımından ilerleme kaydedilmesine rağmen, daha fazla çaba sarfedilmesi son derece önemli. Ayrıca idari kapasitenin artırılması, kontrol ve denetim sistemlerinin geliştirilmesi ve tarımsal gıda işletmelerinin yenilenmesine yönelik çaba gösterilmesi gerekiyor.
Helsinki Zirvesi'nden bu yana 43. kez gerçekleştirilen Mayıs 2004 tarihli AB-Türkiye Ortaklık Konseyi toplantısında tarım ürünleri ticaretine ilişkin değerlendirmeler bulunuyor. Buna göre, 1/98 sayılı Ortaklık Konseyi kararına atıfta bulunularak, Türkiye'nin AB'den canlı sığır ve sığır etine ithal izni vermeyişi belirtiliyor. Bu çerçevede, sığır eti ve diğer hayvansal ürünleri etkileyen ithalat yasağının hızla kaldırılması gerekliliği üzerinde duruluyor.
Türkiye tarafından, Temmuz 2003 tarihinde hazırlanarak yürürlüğe giren Ulusal Program'da tarım alanında yer verilen öncelikler de bulunuyor. Buna göre, yatay konulara ilişkin düzenlemelere uyum, veteriner mevzuatına uyum, bitki sağlığı mevzuatına uyum ve gerekli kurumsal kapasitenin oluşturulması, ulusal kırsal kalkınma ve ormancılık stratejisinin oluşturulması, gıda güvenliği ve kontrolü, ortak piyasa düzenlerinin oluşturulması ve uygulanmasına ilişkin düzenlemelerin gerçekleştirilmesi ile tarım piyasalarının daha etkin izlenmesi, söz konusu öncelikleri oluşturuyor. Ulusal Program'daki bu öncelikler çerçevesinde, AB Ortak Tarım politikasına uyuma yönelik çalışmalar yürütülüyor.
Türkiye’nin AB Taşımacılık Politikası’na Uyumu
Avrupa Komisyonu tarafından Türkiye için en son hazırlanmış olan 2003 Yılı İlerleme Raporu’nda Taşımacılık Politikası alanında yapması gereken çalışmalara değiniliyor. 2003 yılı Temmuz ayında Resmi Gazete’de yayınlanan Ulusal Program’da ise Türkiye’nin bu alanda yapacakları belirtiliyor. İlerleme Raporu’nda yer verilen bazı konular çerçevesinde, Türkiye tarafından yapılan bazı düzenlemelere ilişkin bilgiler aşağıdadır;
Trans-Avrupa Taşımacılık ağları ilgili olarak, Türkiye’nin, TEN-Ulaştırma kılavuz ilkelerine uygun biçimde, ülkedeki başlıca ulaştırma altyapısı gereksinmelerini ve ilgili taşımacılık ağı projelerini belirlemek amacıyla bir program hazırlamaya başlaması gerekiyor.
Deniz güvenliği ve havacılık güvenliği ve emniyeti üzerinde özellikle durularak, ulaştırma müktesebatının aktarılması ve uygulanması için hükümet tarafından tam bir program kabul edilmesi gerekiyor.
Karayolu ulaşımında, Türk mevzuatındaki yasal ve idari boşlukların belirlenmesi ve buna ilişkin eylem planının kabul edilmesi yüksek öncelikte olmaya devam ediyor. Buna istinaden, Karayolu Taşıma Kanunu 19 Temmuz 2003 tarih ve 25173 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi. Genel hatları itibariyle 25 Şubat 2004 tarih ve 25384 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliği ile uyum sağlandı.
Uluslararası ve yurtiçi taşımacılık faaliyetleriyle ilgili olarak önemli derecede farklılıklar bulunuyor.
Türkiye’de karayolu taşımacılık sektörü için genel düzenleyici çerçeve, yalnızca piyasaya erişim üzerinde ve mesleğe kabul kuralları üzerinde odaklanmaya devam etmekle birlikte, öteki sosyal kurallar ile mali ve teknik kurallar dahil, karayolu ulaşımının çok önemli başka yönlerini içermiyor. Teknik ve güvenlik standartları üzerine AT gerekleri, yurtiçi filoya da uygulanması gerekiyor. Buna istinaden Karayolları Trafik Kanunu’nun 2004 yılının sonuna kadar gözden geçirilmesi planlanıyor. Karayolu Trafik Yönetmeliği’nin 2004 yılında çıkarılması planlanıyor.
Sosyal mevzuat yönünden, Türk ve AT mevzuatları arasında, sürüş zamanları ve dinlenme süreleri ile ilgili farklar devam ediyor.
Karayolu ulaşımının mali yönleriyle ilgili olarak, yol kullanma ücretleri, taşıt vergileri ve ayrıca devlet yardımları konusundaki mevzuatın, ilgili müktesebat ile uyumlu hale getirilmesi gerekiyor.
Demiryolu sektöründe Türkiye’nin, kendi mevzuatını değiştirilmiş demiryolları müktesebatıyla uyumlaştırmaya başlaması gerekiyor. Demiryolları idaresinin müktesebat ile uyumlu olarak yeniden düzenlenmesi dahil, bütün demiryolu sektörünün yeniden yapılandırılmasına öncelik verilmesi gerekiyor. Buna istinaden, Demiryolları Kanun Tasarısı’nın 2005 yılı ortasına kadar çıkarılması planlanıyor. Demiryolu sektörünü düzenleyen kanunların hazırlanması amacıyla Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Eşleştirme (Twinning) Projesi (Demiryolu sektörünün yeniden yapılandırılması ve güçlendirilmesi projesi) Ulaştırma Bakanlığı’nın sorumluluğunda yürütülüyor.
Hava ulaşımıyla ilgili olarak, uyumlaşmanın özellikle hava güvenliği ve hava trafik yönetimi üzerinde olması önem taşıyor. Buna istinaden, kullanılmakta olanlar da dahil olmak üzere, Eurocontrol standartlarının gerektiğinde Yönetmeliğe dönüştürülmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor.
Deniz güvenliği konusunda, müktesebatın başlıca kısımlarının aktarılması için kapsamlı bir eylem planının hazırlanması ve uygulamanın iyileştirilmesi gerekiyor. Buna istinaden, SOLAS ve MARPOL uygulama kanunların 2004 yılı sonuna kadar yürürlüğe girmesi planlanıyor.
Türkiye’nin Liman Devleti Kontrolüne İlişkin Paris Mutabakat Muhtırası Sekreteryası’nın Kara Listesinde olmaya devam ettiği dikkate alınarak, Türk filosunun bayrak devleti performansının iyileştirilmesi öncelikli bir konudur. Muayene edilen gemilerin alıkonulma oranlarını azaltmak için önemli çabalar gerekiyor. Buna istinaden, “Türk Bayraklı Gemilerde Bayrak Devleti Adına Hareket Edecek Kuruluşların Seçimi ve Yetkilendirilmesine Dair Yönetmelik” 1 Ekim 2003 tarih ve 25246 sayılı Resmi Gazete’de, “Türk Bayraklı Gemilerde Bayrak devleti Adına Hareket Edecek kuruluşların seçimi ve Yetkilendirilmesine dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” ise 3 Ocak 2004 tarih ve 25335 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Türkiye’nin, Kıbrıs bayraklı gemilere ve Kıbrıs’ın ticaretinde hizmet gören gemilere uygulanan mevcut kısıtlamaları kaldırması gerekiyor.
İdari kapasiteyle ilgili olarak, bütün ulaştırma sektörlerinde, fakat özellikle deniz güvenliği ve karayolu ulaşımı alanında, ilgili idarelerin kapasitelerinin geliştirilmesi gerekiyor.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin taşımacılık müktesebatının aktarılmasında sınırlı gelişme kaydettiği üzerinde duruluyor. Türkiye ise bu alandaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor.
Türkiye’nin AB Malların Serbest Dolaşımı ve Ortak Ticaret Politikası’na Uyumu
Malların serbest dolaşımı, AB müktesebatının temel konularından bir tanesini oluşturuyor. Türkiye, 1 Ocak 1996 tarihinden itibaren Gümrük Birliği çerçevesinde, AB’ye karşı tüm sanayi mallarındaki gümrük vergilerini, kotaları ve eş etkili önlemleri sıfırlamaya başladı.
Malların serbest dolaşımı açısından önemli olan teknik mevzuatın uyumlaştırılması konusunda da, 2/97 sayılı Ortaklık Konseyi kararı ile AB’nin teknik mevzuatının üstlenilmesi kabul edildi. Malların Serbest Dolaşımı alanındaki teknik mevzuat sayısı 591 olmakla birlikte, Türkiye’nin uyum sağladığı direktif sayısı yaklaşık 200 kadardır.
Diğer yandan, AB’ye üye ülkeler Gümrük Birliği’nin tamamlanmasıyla birlikte, ortak ticaret politikası uygulamaya başladılar. Buna göre, Gümrük Birliği’nin bir gereği olarak Türkiye’nin ortak ticaret politikasına uyum sağlaması gerekiyor.
2003 yılı Kasım ayında açıklanmış olan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin AB’nin malların serbest dolaşımı, gümrük birliği ve dış ilişkiler politikalarına uyum sağlaması için yapması gerekenlere değiniliyor. Rapor’da malların serbest dolaşımı ile ilgili yapılan genel değerlendirme aşağıdadır;
Genel olarak, Türkiye’nin müktesebatı aktarması ileri bir düzeydedir. Ancak, tam uyumlaşmayı ve özellikle mevzuatın düzgün şekilde uygulanmasını sağlamak için esaslı çabalara gerek duyuluyor. Kısa vadede, Türkiye ticaretin önündeki teknik engellerin kaldırılmasına yönelik araçlar kabul edilmesi üzerinde daha çok çaba harcanması gerekiyor. Müktesebatın düzgün biçimde uygulanmasını ve 31 Aralık 2000 vadesiyle Gümrük Birliği kararından doğan yükümlülüklere uyulmasını sağlamak için daha yapılması gereken çok şey bulunuyor. Kabul edilen mevzuatın icrasını en iyi şekilde sağlamak için, Türkiye’nin, ürünlerin piyasa öncesi kontrolünün uygulamasını bırakması ve uygun bir piyasa gözetim sistemini geliştirmesi gerekiyor. Bu amaçla, uygun kurumlar oluşturulmalı veya geliştirilmelidir. Gıda güvenliği alanında uyumlaşmayı ve idari kapasiteyi iyileştirmek için yeni çabalar gerekiyor. Yasal metroloji sisteminin güçlendirilmesi önem taşıyor. Türkiye, AB’nin teknik şartnamelerden farklılaşan yeni teknik şartnameler koymaktan sakınmalıdır. Türkiye, saydam olmayan ve ayrımcı kamu ihale usullerinden sakınmalı ve ihale rejimini müktesebat ile uyumlaştırmalıdır.
Gümrük Birliği ile ilgili yapılan genel değerlendirmede ise şunlar belirtiliyor;
Türkiye, mevzuatının 1999 ve daha sonraki müktesebatla neredeyse tam uyumunu sağlamış olmakla birlikte bazı önemli konularda sorunlar bulunıyor. Bunlar, taklit ve korsan mallarla kültürel malların kontrolünde gümrükle bağlantılı mevzuatın uyumlaştırılması, gümrük hükümlerinin serbest bölgelere uygulanmasına ilişkin gümrük-dışı mevzuatın uyumlaştırılması ve ekonomik etkiye sahip gümrük işlemleri alanlarındadır. Türkiye, uyumlaştırılmış mevzuatın tatminkâr bir şekilde uygulanması ve yürütülmesini sağlamak için kurumlar arası işbirliğini, gümrükleme sonrası denetimleri ve sınır kontrolünü güçlendirme çalışmalarını sürdürmelidir. Bilgisayarlı sistemlerin geliştirilmesine ve Topluluk sistemleriyle ara bağlantıya geçiş hazırlıklarına devam etmelidir.
Bununla birlikte, dış ilişkiler poltikasına uyum konusunda aşağıdaki genel değerlendirmeler yapılıyor;
Türkiye’nin AB ile gümrük birliği çerçevesindeki yükümlülüklerini yalnızca kısmen yerine getirmeye devam etmesi nedeniyle ticaret politikası alanında gelişme çok sınırlıdır.
Genelde Türkiye iyi bir uyum düzeyine ulaşmakla birlikte, özellikle Genelleştirilmiş
Tercihler Sistemi alanında, uzun süredir gündemde olan yükümlülükleri henüz yerine getirmedi. Üçüncü ülkelerle ikili anlaşmalar konusunda Türkiye’nin serbest ticaret anlaşmaları imzalama yönündeki çabalarını sürdürmesi gerekiyor.
Türkiye, malların serbest dolaşımı, gümrük birliği ve dış ilişkiler alanlarındaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor. Malların serbest dolaşımına istinaden gerçekleştirilen çalışmalar çerçevesinde, yeni yaklaşım direktifleri, motorlu araçlar, gıda ürünleri, kimyevi maddeler, eczacılık ürünleri, veteriner tıbbi ürünler, kozmetikler, diğer ürünler, kültürel mallar, yatay yapılanma, kamu alımları ve uyumlaştırılmamış alanlarda uyum çalışmalar yürütülüyor. Gümrük Birliği alanında ise, gümrük kanunu ile uygulamaları, menşe kurallarının uyumlaştırılması, tarife, gümrük idaresinin idari ve kaçakçılıkla mücadele kapasitesinin artırılması, elektronik sistemler arasında bağlantı ve diğer konularda uyum çalışmaları sürdürülüyor. Dış ilişkiler alanında ise, Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi, serbest ticaret anlaşmaları ve çift kullanımlı mallar konularında çalışmalar yürütülüyor.
Türkiye’nin AB Tüketici Politikası’na Uyumu
2003 yılı Kasım ayında açıklanmış olan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin tüketici politikası alanında yapması gerekenlere değiniliyor. Rapor’da bahsedilen konulardan bazıları aşağıdadır;
Türkiye’nin revize edilmiş genel ürün güvenirliği konusundaki direktifi iç hukuka aktararak müktesebatla uyumu tamamlaması gerekiyor. Söz konusu yasaların Türkiye’nin bütününde etkin bir şekilde uygulanması ve yürütülmesi için çaba gösterilmesi önem taşıyor. Tüketicilerin yeterli düzeyde korunabilmesi için, ürünlerin güvenirliğini kontrol edecek etkili bir piyasa gözetim yapısı kurulmalı ve yeterli kaynak tahsisi gerçekleştirilmelidir. Ayrıca, Türkiye’nin TRAPEX’e (tehlikeli ürünlerin kullanımından doğan tehlikelere ilişkin bilgilerin Geçici Hızlı Değişimi) üye olması teşvik ediliyor.
Uyuşmazlıkların çözümüne yönelik olarak Türkiye’nin daha fazla sayıda tüketici ihtisas mahkemeleri kurması gerekiyor.
Tüketici politikasının geliştirilmesi ve uygulanması, tüketici ürünleri güvenirlik standartlarının geliştirilmesine daha etkin bir katılımın teşvik edilmesi için tüketici örgütlerinin rollerinin artırılması önem taşıyor.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin tüketici politikası alanında önemli ilerleme kaydettiğinden bahsediliyor. Rapor’a göre, Müktesebatla uyuma yönelik çerçeve kanun ve belirli mevzuatlar kabul edildi. Ayrıca, çerçeve kanunun yürürlüğe girmesiyle, bir dizi direktif Türkiye’nin içi hukukuna aktarıldı. Özellikle çerçeve kanunun kabul edilmesinden sonra tüketicilerin ve sağlığın korunmasına yönelik genel uyum konusunda oldukça önemli mesafe kat edildi. Bununla birlikte Türkiye’nin, topluluk mevzuatının iç hukuka aktarımını tamamlaması ve tüketici koruma mevzuatının uygulanması için çaba harcamaya devam etmesi gerekiyor. Ürün güvenirliği konusunda denetimi sağlayacak etkin bir piyasa gözetiminin kurulması ve tüketicilerin yüksek düzeyde korunması için yeterli kaynakların tahsis edilmesi büyük önem taşıyor. Etkili bir tüketici hareketinin gelişiminin daha fazla teşvik edilmesi de vurgulanıyor.
Türkiye, tüketici politikası alanındaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor. Buna istinaden gerçekleştirilen çalışmalar çerçevesinde, tüketicinin korunması mevzuatının uyumu ve kamuoyunun bilgilendirilmesi ile ürün güvenliği öncelikli konuları çerçevesinde uyum çalışmaları sürüyor.
Türkiye’nin AB Ortak Vergilendirme Politikası’na Uyumu
2003 yılı Kasım ayında açıklanmış olan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin vergilendirme alanında yapması gerekenlere değiniliyor. Rapor’da bahsedilen konulardan bazıları aşağıdadır;
Dolaylı vergileme alanında, 1985’te KDV’nin yürürlüğe koyulan KDV yapısı devam ediyor. Bununla birlikte, uyum tam olmamakla birlikte, muaf tutulan işlemlerin kapsamı, uygulanan indirimli oranların kapsamı ve düzeyi ve ayrıca özel düzenlemelerin kapsamı başta olmak üzere, birtakım alanlarda ilave çabalar gerekiyor.
Tüketim vergileri konusunda, bu vergilerin yapısı ve muafiyetler ile ilgili olarak kısmi bir uyum sağlanmakla birlikte, bu alanda daha fazla uyum gerekiyor. Türkiye’nin, sigaralar üzerinde spesifik vergiyi uygulamaya koyması ve alkollü içkiler üzerindeki vergiyi, ürün miktarı üzerinden hesaplanan spesifik bir vergiye dönüştürmesi önem taşıyor.
Sigaralara ve alkollü içkilere uygulanan vergi düzeyleri, AB asgari miktarlarının epeyce altındadır ve vergiden muafiyetler, özellikle alkollü ürünler ve mineral yağlar bakımından, AB müktesebatıyla ancak kısmen uyumludur. Vergi erteleme sistemi ve özellikle vergi antrepoları üzerine hükümlerin kabul edilmesi gerekiyor. 1986’dan beri yürürlükte olan, ithal tütün ve sigaralardan özel bir vergi tahsil edilmesini öngören Tütün Fonu’nun kaldırılması önem taşıyor. Ticari gemicilik için kullanılan yakıt konusunda yapılan değişikliklerde ayrımcılık yapılmamasına dikkat edilmesi gerekiyor.
Doğrudan vergilendirme konusunda, müktesebat ile uyumu sağlamak için ilave çabalar gerekiyor. Türkiye’nin, işletmelerin vergilendirilmesi için Davranış Kuralları üzerinde de odaklanması gerekiyor. Ayrıca, vergi idaresi modernleştirme ve iyileştirilmesi çabalarının sürdürülmesi son derece önemli. Elektronik veri transferi ve veri işlenmesi konularında ilave çabalar gerekiyor. Bundan başka, otomasyon projesinin coğrafi kapsamının da genişletilmesi büyük önem taşıyor.
Kısaca, Avrupa Komisyonu tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde yayınlanan İlerleme Raporu’nda, Türkiye’nin vergilendirme alanında sınırlı ilerleme kaydettiğinden bahsediliyor. Rapor’a göre, mevzuat alanında, uygulanan muafiyetlerin ve indirimli oranların kapsamına özellikle dikkat edilerek, KDV konusunda daha fazla uyum için çalışması önem taşıyor. Tüketim vergileri konusunda da, özellikle alkol ve tütün ürünleri üzerindeki verginin yapısında ve muafiyetlerin kapsamında uyum gerekiyor.
Türkiye’nin, vergi ertelemesi içeren dolaşım rejimini de uygulamaya koyması önem taşıyor. Ayrıca, dolaysız vergilendirme alanında uyum sağlanması için daha çok çaba gösterilmesi ve İşletmelerin Vergilendirilmesi üzerine Davranış Kuralları’na dikkat edilmesi de gerekiyor. Vergi tahsilatının ve vergi mükelleflerinin riayetinin artırılması için, vergi idaresinin modernleştirilmesine devam edilmesi ve idari kapasitesinin güçlendirilmesi de önem taşıyor.
Türkiye, vergilendirme alanındaki eksiklerinin giderilmesi için, Temmuz 2003 tarihinde yürürlüğe giren Ulusal Program’da verilen öncelikler çerçevesinde çalışmalarını yürütmeye devam ediyor. Buna istinaden gerçekleştirilen çalışmalar çerçevesinde, dolaylı vergiler kapsamında katma değer ve özel tüketim vergileri ile dolaysız vergiler kapsamında kurumlar vergisi ve sermaye artışı üzerinden alınan dolaylı vergiler alanlarında uyum çalışmaları sürüyor. Ayrıca Türkiye, Topluluk Programları’ndan vergilendirme ile ilgili olan Fiscalis (2003-2007) programına katılabiliyor.
Kaynak: Avrupa Komisyonu Türkiye Temsilciliği
|
Daha fazla bilgi için; |
|
AB ile ilişkiler genel müdürlüğü
Avrupa birliği iletişim grubu
AB RESMİ GAZETESİ
Dışİşleri Bakanlığı
Avrupa birliği ile ilgili web sayfaları alfabetik liste
Avrupa para enstitüsü ve Avrupa merkez bankası
|
|
|